40,2601$% 0.13
46,7458€% 0.13
53,9601£% 0.23
4.316,24%0,46
7.009,00%0,17
4784025฿%1.45105
02:00
İklim değişikliğiyle düzensiz yağış rejimi sağanakların daha sık ve şiddetli görülmesine neden olurken, sel ve taşkın riskini de artırıyor. Bu durum şehir yaşamından tarımsal üretime kadar birçok alanı etkiliyor.
Serengil, yaptığı değerlendirmede, bu yıl özellikle ocak-mayıs aylarında görülen yoğun yağışların kısa bir döneme sıkıştığını, dereler ve barajlarda doluluk oranlarının ciddi seviyelere ulaştığını söyledi.
Bazı yıllarda ortalamanın çok üzerinde, bazı yıllarda ise altında yağış görülebileceğine işaret eden Serengil, “Aşırı yağışlı ve aşırı kurak dönemler doğanın bir parçası. Yönetimlerin zaten bu tür dönemlere hazırlıklı olması gerekiyor. Ancak son 20-30 yıldır bu ölçekte yağışlı dönemleri çok sık görmediğimiz için altyapılar üzerinde baskı oluştu.” ifadesini kullandı.
Serengil, su yapılarının belirli dönüş sürelerine göre planlandığına dikkati çekerek, barajlar, kanallar ve diğer yapıların 100 yıllık ya da 500 yıllık taşkın ihtimallerine göre boyutlandırıldığını aktardı.
Yağışların normalin çok üzerine çıktığında sistemlerin zorlanabildiğini belirten Serengil, “Geçtiğimiz haftalarda yaşanan taşkınlar da bunun örneklerinden biri. Aslında taşkınların belli bir mevsimi yok, her mevsimde gerçekleşebilir. Ancak biz son 20-30 yılda can ve mal kaybına yol açan taşkınları daha çok yaz sonu ve sonbaharda görüyorduk, iklim değişikliğinin etkileriyle yaz başında da taşkınlar görülmeye başlandı. Kış sonuna doğru toprak suya daha fazla doyduğu için gelen yağışlara karşı toleransı azalabiliyor.” diye konuştu.
Serengil, yağışın şiddetinin belirleyici unsur olduğunun altını çizerek, kentleşmenin de riski artırdığını bildirdi.
Prof. Dr. Yusuf Serengil, “Yerleşim alanları genişledikçe geçirimsiz yüzeyler artıyor. Bu da yağışın daha hızlı akışa dönüşmesine neden oluyor. Bundan 20-30 yıl önce planlanan hidrolik yapılar, bugün aynı havzada oluşan yeni yapılaşma nedeniyle daha fazla zorlanabiliyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Son yıllarda afetlerin önemli bölümünün meteorolojik kökenli olduğuna dikkati çeken Serengil, “Sel, taşkın ve heyelan gibi olayların arttığına ilişkin güçlü göstergeler var. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarında da veri arttıkça iklim değişikliğinin sel ve taşkınlara yol açan ekstrem hava olaylarını kuvvetlendirdiğine yönelik bulgular daha net ortaya çıkıyor.” dedi.
Serengil, barajlardaki doluluk oranlarının kısa vadede olumlu görünse de uzun vadede rehavete neden olabileceğine işaret ederek, “Böyle yağışlı yıllardan sonra toplum ve sistem su bolluğuna alışabiliyor. Sonrasında gelecek kurak dönemlere hazırlıksız yakalanma riski var. Bu nedenle yağışlı yılları kalıcı bir durum gibi değerlendirmemek gerekiyor.” ifadesini kullandı.
Taşkın riskine karşı vatandaşların bilinçlenmesinin önemine değinen Serengil, insanların yaşadıkları bölgenin dere yatağına yakın olup olmadığını bilmesi gerektiğini, günümüzde yalnızca deprem değil, sel ve taşkın riskinin de ev seçiminde dikkate alınması gerektiğinin altını çizdi.
Bazı bölgelerde vatandaşların taşkınlara karşı kendi imkanlarıyla önlem almaya çalıştığını hatırlatan Serengil, bu tür uygulamaların risk oluşturabileceğini belirtti.
Serengil, “Taş dizmek kısa vadede fiziksel bir engel oluşturabilir ancak aşırı yağışta bu taşlar sürüklenerek başka zararlar da oluşturabilir. Bu tür önlemlerin ilgili kurumların kontrolünde yapılması gerekiyor.” diye konuştu.
Türkiye’de taşkın ve heyelan erken uyarı sistemleri konusunda çalışmalar yürütüldüğünü ancak sistemlerin henüz tam anlamıyla istenen seviyeye ulaşmadığını dile getiren Serengil, “Henüz insanlara ‘yarım saat sonra şu bölgede taşkın olacak’ diyebilecek noktada değiliz ama bu yönde ilerleme sağlanıyor.” bilgisini paylaştı.
Serengil, Türkiye’de bugüne kadar daha çok kanal, baraj, bent ve köprü gibi altyapı çözümlerine ağırlık verildiğini anımsatarak, taşkınlarla mücadelede bütüncül havza yönetimi anlayışının benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Taşkınlara karşı alınabilecek önlemlere de değinen Serengil, şöyle devam etti:
“Yalnızca dere yatağına değil, tüm havzaya bakmak gerekiyor. Yukarı havzalarda ormanlaştırma yapmak, meraları doğru yönetmek, geçirimsiz yüzeyleri azaltmak gibi uygulamalar taşkın riskini azaltabilir. Akarsu yatağını sürekli büyütmek yerine suyu daha yukarıda tutmak çok daha sürdürülebilir bir yöntem. Yanlış arazi kullanımı hem kuraklık hem de taşkın riskini artırıyor. İklim değişikliğiyle birlikte ekstrem olayların artması bekleniyor. Bu nedenle Türkiye’nin hidrolojik afet yönetiminde ekosistem tabanlı uygulamaları merkeze alması, kentlerde ve kırsalda ekosistemleri güçlendirmesi artık bir tercih değil, zorunluluk.”
Öte yandan, yoğun yağışların tarımsal üretim üzerinde de olumsuz etkiler oluşturduğuna dikkati çeken Serengil, “Suya toleransı düşük ürünlerde taşkın sonrası zarar oluşması kaçınılmaz. Önümüzdeki günlerde bazı bölgelerde bunun etkilerini göreceğimizi düşünüyorum.” uyarısında bulundu.
1
Dünya Bankası: "Orta Koridor", ticareti ve tedarik zinciri direncini artırabilir
2
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
3
Magazin gündemi günlerce onları konuşmuştu! Serenay Sarıkaya ve Mert Demir el ele görüntülendi…
4
Alaska’da tüm zamanların sıcaklık rekoru
5
TJK 2025 yılı önemli koşu takvimini açıkladı
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.