50,1557$%0,22
56,0728€%-0,33
67,1643£%-0,43
6.559,99%-0,55
10.741,00%-0,87
42.794,00%-0,86
4.067,48%-0,77
%
฿%
Ł%
Ξ%
%
$%
15:36
06 Kasım 2026 Cuma
Hem Senato hem de Temsilciler Meclisinde yenilgiye uğrayan Cumhuriyetçiler için bir sonraki adım olarak Cumhuriyetçilerin 7 Kasım 2028’deki başkanlık seçimleri için kimi aday göstereceği konusu gündemde.
Washington Post’un haberine göre halihazırda birkaç Cumhuriyetçi bu konuda duruşunu ortaya koyarken, kararı en çok merak edilen isimler arasında mevcut Başkan Yardımcısı JD Vance öne çıkıyor.
Cumhuriyetçi kanattan birçok isim, seçimlerin ardından yaptıkları açıklamalarda Trump’ı doğrudan hedef almaktan kaçınırken Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik önerilerde bulundu. Bu açıklamalar, “2028 hazırlığı” olarak yorumlandı.
Washington Post, açıklamalarıyla ön plana çıkan Cumhuriyetçileri haberleştirdi.
Florida Valisi Ron DeSantis, ara seçim tablosunun ortaya çıkmasının ardından 4 Kasım’da yaptığı basın toplantısında kendisini Cumhuriyetçilerin başarısızlıklarından ayrı tuttu.
Daha önce 2024’te yapılan başkanlık seçimlerinde aday adayı olan DeSantis, Trump ve diğer Cumhuriyetçileri açıkça eleştirmese de ara seçimleri “Cumhuriyetçiler için neredeyse yok olma düzeyinde bir olay” olarak nitelendirdi ve Florida’da Cumhuriyetçi Partinin bu durumdan kurtulmasının nedeninin kendi yönetim tarzı olduğunu savundu.
DeSantis’in “Başarılarla dolu bir geçmişimiz var. Birçok seçmenimizin güvenini kazandık, siyasi açıdan hayal edilebilecek en kötü durumda bile, tavrımızı koruyabildik.” ifadelerini kullanması da gelecekteki adaylığı için “hazırlık” olarak yorumlandı.
Ara seçimler sonrası Cumhuriyetçi Parti içinden sesini yükselten isimlerden biri de Trump’ın önceki döneminde ABD Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Mike Pence oldu.
Pence, Wall Street Journal gazetesi için kaleme aldığı makalede, “Trump yönetimini rekor düzeyde borçlanma ve harcamayla, dost ve düşmana ayrım gözetmeksizin anayasaya aykırı gümrük vergileri uygulamakla ve İran’a yaklaşımını başarısızlıkla yürütmekle” eleştirdi.
ABD’nin eski dışişleri Bakanı Mike Pompeo da seçim sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile “adaylığa mı hazırlanıyor?” sorusunu gündeme getirdi.
Pompeo, Amerikan halkının sandıkta “daha fazla fırsat istediğini” dile getirdiğini belirterek “Demokrat sosyalistler ve liberaller bu fırsatları sunamaz. Büyük hükümet muhafazakarları da bunu sunamaz. Daha fazla çaba gerekiyor.” yorumunu yaptı.
Öte yandan ara seçimlerin ardından en dikkat çeken açıklama ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’den geldi.
Vance’in, Trump yönetiminin İran ve İsrail politikalarının ara seçim yenilgisinin nedeni olduğunu belirten açıklaması dikkat çekti.
Açıklamasında Vance’in kullandığı, “Eğer buna değdiğini, önümüzdeki 6 yıl boyunca Senato’yu kaybetmenin buna değdiğini savunmak istiyorsanız, öyle yapın. Ama neden kaybettiğimizi herkes biliyor. Ve bundan sonra ne yapacağımıza dair dürüst bir tartışma, mutlaka buradan başlamalıdır.” sözleri de olası başkanlık kampanyası için hazırlık olabileceği yönünde yorumlandı.
Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Elise Stefanik de CBS televizyonuna yaptığı açıklamada Cumhuriyetçi Partinin aldığı ağır yenilgiyi, “hesaplaşma ve yeniden başlangıç” olarak nitelendirdi, aynı zamanda Trump’ı övmeye devam etti.
Stefanik, “Bu seçim döneminde Cumhuriyetçilerde bir duyarsızlık vardı.” ifadelerini kullandı.
Seçimlerde aday olmadığına işaret eden Stefanik, daha önce girdiği 7 seçimin hepsini kazandığını vurguladı.
Öte yandan 3 Kasım’daki sonuçları sessizlikle karşılayan ve geçmişte başkanlık için aday adayı olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio da öne çıkan isimlerden biri.
Rubio New York Times’a dün verdiği mülakatta 2028’deki ABD başkanlık seçimlerinde aday olabilmek için görevinden ayrılacağı yönündeki iddiayı reddetti.
Gelecekteki siyasi kariyeri hakkında yorum yapmaktan kaçınan Rubio, “Gerçekten 2028 hakkında daha fazla konuşmayacağım.” ifadesini kullandı.
Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Veteriner Dairesi Müdürlüğü, Mavi Dil Hastalığı’na karşı yürütülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar Güzelyurt bölgesindeki 11 hayvancılık işletmesinde aşılama yapıldığını açıkladı.
Daire’den yapılan açıklamaya göre, Mavi Dil Hastalığı ile mücadele kapsamında laboratuvar kontrolleri, epidemiyolojik değerlendirmeler ve saha incelemelerinin ardından aşılama çalışmalarının başlatıldığı ifade edildi.
Açıklamada, Güzelyurt Kaza Veteriner Dairesi’nin sorumluluk alanındaki Doğancı, Yeşilyurt ve Taşpınar köylerinde bulunan toplam 11 hayvancılık işletmesinde aşılama uygulaması gerçekleştirildiği belirtilirken, hastalıkla mücadele kapsamında bölgedeki ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli çalışmaların da başlatıldığı kaydedildi.
Mavi Dil Hastalığının koyun, keçi ve sığır gibi geviş getiren hayvanları etkileyen viral bir hastalık olduğu ifade edilen açıklamada, hastalığın, Culicoides cinsi kan emici sinekler aracılığıyla yayıldığı, doğrudan hayvandan hayvana temasın ise temel bulaşma yolu olmadığı ifade edildi.
Açıklamada, Mavi Dil Hastalığı’nın insanlara bulaşmadığı ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturmadığı vurgulanırken, özellikle koyunlarda ciddi sağlık sorunlarına, verim kayıplarına ve ölümlere yol açabileceğine dikkat çekildi.
Üreticilerin alması gereken tedbirler
Hastalığın kontrol altına alınması ve yayılımının önlenmesi amacıyla üreticilerin koruyucu tedbirlere titizlikle uymalarının önem taşıdığı belirtilen açıklamada, üreticilerin alması gereken tedbirler ise şöyle sıralandı:
“Hayvanlarını günlük olarak gözlemlemeleri ve hastalık belirtilerini takip etmeleri, şüpheli vakaları vakit kaybetmeden veteriner hekimlere bildirmeleri, ağıl ve barınaklarda sinek mücadelesini artırmaları, gübre ve atık alanlarını düzenli olarak temizlemeleri, Veteriner Dairesi tarafından önerilen sinek kovucu ve uygun ilaçları kullanmaları, hastalık şüphesi bulunan hayvanların hareketlerini veteriner hekim değerlendirmesine kadar sınırlandırmaları ve işletmelere yeni hayvan getirirken gerekli veteriner kontrollerini yaptırmaları ve hayvan hareket kayıtlarını eksiksiz tutmaları gerekiyor.”
“Erken bildirim büyük önem taşıyor”
Açıklamada, Veteriner Dairesi Müdürlüğü’nün hastalığın yayılımını önlemek amacıyla saha çalışmalarını, kontrolleri ve epidemiyolojik izleme faaliyetlerini kesintisiz sürdüreceği bildirildi.
Üreticilerin, hastalık belirtisi gösteren hayvanlarla karşılaşmaları halinde vakit kaybetmeden bağlı bulundukları Kaza Veteriner Dairesi veya özel veteriner hekimlerle iletişime geçmeleri gerektiği belirtilen açıklamada, erken bildirimin hastalıkla mücadelede büyük önem taşıdığı vurgulanarak, üreticilerin iş birliğinin ve koruyucu tedbirlere uymalarının yürütülen mücadelenin başarısında belirleyici olduğu ifade edildi.
Mavi Dil Hastalığı’na karşı Güzelyurt bölgesindeki 11 hayvancılık işletmesinde aşılama yapıldı yazısı ilk önce Eksen Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.
Haberin tamamı: Eksen Kıbrıs
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, 13 Ekim’de akşam saatlerinde başlayan, 14 Ekim’de etkisini artırıp sonraki günlerde devam eden yağışlar barajlarda su seviyesini artırdı.
Yağışların etkisini artırdığı 14 Ekim’de yüzde 38,06 olan barajların ortalama doluluk oranı 23 günde 23,44 puan artarak bugün itibarıyla yüzde 61,5 olarak kaydedildi.
Barajların doluluk oranları Istrancalar’da yüzde 98,04, Terkos’ta yüzde 50,45, Sazlıdere’de yüzde 40,75, Alibey’de yüzde 79,68, Büyükçekmece’de yüzde 39,81, Ömerli’de yüzde 83,11, Darlık’ta yüzde 95,19, Elmalı’da yüzde 80,84, Pabuçdere’de yüzde 7,74 ve Kazandere’de yüzde 11,55 olarak ölçüldü.
Melen’den 463,54 milyon, Yeşilçay’dan da 123,55 milyon metreküp olmak üzere bu yıl toplam 587,09 milyon metreküp su alındı.
İçme suyu arıtma tesislerinden bu yıl kente verilen su miktarı ise 976 milyon 89 bin metreküp olarak hesaplandı.
Barajlara bu yıl düşen yağış miktarı metrekare başına 985,54 kilogram olarak aynı tarihteki son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Kente su sağlayan baraj ve göletler 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahipken su miktarı bugün itibarıyla 533,75 milyon metreküp olarak kaydedildi.
İstanbul’da günlük su tüketimi, dün itibarıyla 3 milyon 14 bin metreküp olarak ölçüldü.
İSKİ istatistiklerine göre, 6 Kasım tarihli baraj doluluk oranları 2016’da yüzde 37,31, 2017’de yüzde 56,21, 2018’de yüzde 49, 2019’da yüzde 41,12, 2020’de yüzde 29,27, 2021’de yüzde 44,53, 2022’de yüzde 39,19, 2023’te yüzde 17,01, 2024’te yüzde 30,46, 2025’te yüzde 22,19 iken bugünkü oran yüzde 61,5 olarak kayıtlara geçti.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı’nda görevli meteoroloji mühendisi Adil Tek, yaptığı açıklamada, barajlardaki yükselişin sebebinin 14 Ekim’de başlayan yağışlar olduğunu söyledi.
Bu yılın sonuna kadar da yağışların ortalamanın üzerinde seyredeceğini ve barajlardaki doluluğun daha da artmasını beklediğini dile getiren Tek, “Bölgemizdeki yağışların oluşma sebebi Orta Akdeniz’de, Marmara’da ve Karadeniz’de su sıcaklıklarının yükselmesiyle kuzeyden gelen kutupsal ve serin havanın akışını besleyen yüksek basınç alanlarının pozisyonlarıdır. Sibirya, İskandinav ve Azor yüksek basınçlarının pozisyonları, Avrupa üzerindeki yerleşmiş durumları Doğu Akdeniz, İtalya, Yunanistan ve bizde yağışların miktarını artırdı.” ifadelerini kullandı.
Bu bölgelerde artan yağışların Avrupa’da azaldığını belirten Tek, Türkiye’de yaz aylarında sıcaklıkların genelde mevsim normallerinde seyrettiğini, Avrupa’nın ise sıcaktan kavrulduğunu hatta Tuna Nehri’nin debisinde kuraklıklardan dolayı büyük düşüşler yaşandığını kaydetti.
Adil Tek, Kandilli Rasathanesi olarak ölçtükleri Türkiye’nin 115 yıllık 1 Ocak ile 5 Kasım arasındaki yağış miktarlarını şöyle aktardı:
“2010’un Türkiye’de 1 Ocak ile 5 Kasım tarihleri arasında metrekareye 1059,1 kilogram yağış düşerek en çok yağış alan yıl olduğu görüldü. 2026 yılında, 1 Ocak ile 5 Kasım tarihleri arasında 1029,5 kilogram yağış düştü. Dolayısıyla 2026, Kandilli’nin 115 yıllık ölçüm periyodunda en çok yağış alan ikinci yılı oldu. Diğer en çok yağış alan yıllar ise şöyle sıralandı. 1997 yılında metrekareye 911,7 kilogram, 1981 yılında metrekareye 899,7 kilogram, 1951 yılında metrekareye 858,1 kilogram yağış düştüğü görüldü.”
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, yaptığı açıklamada, 2019-2020 eğitim öğretim döneminden itibaren uygulanmaya başlanan ara tatillerin zaman içinde turizm sektörü açısından yeni bir ara sezon oluşturduğunu söyledi.
Tüketicilerde ara tatil dönemini değerlendirme alışkanlığının giderek yerleştiğini, bu dönemin özellikle çocuklu ailelerin seyahat planlarında önemli bir yer edinmeye başladığını belirten Bağlıkaya, ailelerin sömestir tatilinde olduğu gibi ara tatil dönemini de önceden planlayarak seyahatlerini organize ettiğini dile getirdi.
Bağlıkaya, seyahat acentelerinin de bu döneme özel hazırladıkları tur paketleriyle farklı destinasyon ve tatil alternatiflerini vatandaşların beğenisine sunduğunu ifade ederek, “Bu yıl ara tatil dönemine yönelik yurt içi seyahat talebinde geçtiğimiz yıla göre yüzde 15, yurt dışı rezervasyonlarda da yüzde 5 artış söz konusu.” dedi.
Ara tatil döneminde yurt içinde termal turizm merkezlerinin öne çıktığını söyleyen Bağlıkaya, şöyle devam etti:
“Afyonkarahisar, Denizli (Pamukkale), Sapanca ve Bolu, talep gören destinasyonlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra Antalya ve Ege Bölgesi’ndeki, özellikle ısıtmalı havuzları ve ailelere yönelik etkinlik programları sunan oteller de tercih ediliyor. Akdeniz Bölgesi, Marmara’ya yakın destinasyonlar ve Kıbrıs da ailelerin ilgi gösterdiği diğer alternatifler arasında bulunuyor. Kültür turlarında ise Kapadokya, Güneydoğu Anadolu Bölgesi (GAP) ve Batı Karadeniz öne çıkıyor.
Yurt dışında Avrupa destinasyonları ağırlığını korurken İtalya, İspanya-Endülüs, Paris, Londra ve Orta Avrupa şehir turları tercih edilen rotalar arasında bulunuyor. Vizesiz veya daha kolay ulaşılabilen destinasyonlarda Balkan ülkeleri, Belgrad, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Kosova ve Bakü öne çıkıyor. Avrupa dışında Mısır, Kahire, Nil Nehri ve Şarm el Şeyh programlarıyla ilgi görmeye devam ediyor. Daha uzak ve deneyim odaklı seyahatlerde ise Japonya, Güney Kore, Tayland ve Güney Afrika turlarına yönelik talep dikkati çekiyor. Ayrıca Dubai ve Disneyland Paris gibi farklı tatil ve eğlence alternatifleri de ailelerin tercihleri arasında yer alıyor.”
Firuz Bağlıkaya, ara tatil döneminde seyahat sürelerinin tercih edilen destinasyona ve tatil programının içeriğine göre farklılık gösterdiğini dile getirdi.
Kısa süreli tatil planlayan aileler için 2-4 gecelik otel konaklamaları öne çıkarken kültür turlarında genellikle 3-5 günlük programların tercih edildiğini, hafta sonlarıyla birleştirilen ve uzak destinasyonlara yapılan seyahatlerde ise 5-7 gecelik konaklama seçeneklerine ilgi gösterildiğini belirten Bağlıkaya, şunları söyledi:
“Bu yıl ara tatil döneminde geçtiğimiz yıla göre yaşanmasını beklediğimiz artışla birlikte 1,5 milyon kişinin yurt içi ve yurt dışı turizm hareketlerine katılmasını öngörüyoruz. Bu hareketliliğin oluşturacağı ekonomik hacmin yaklaşık 50 milyar liraya ulaşmasını bekliyoruz. Memleket ziyaretlerini de eklediğimizde ara tatilin oluşturacağı toplam seyahat hareketliliği ve ekonomiye katkısının daha üst seviyelere çıkacağını ifade edebiliriz.
Bu ekonomik hareketliliğin ülkemize sağlayacağı katkının boyutu, seyahat ve konaklama hizmetlerinin hangi işletmeler aracılığıyla sunulduğuyla da yakından ilişkili. Dolayısıyla turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm aktörlerin eşit yükümlülüklere tabi olması, hem yerli işletmelerimizin rekabet gücünün korunması hem de Türkiye’de yaratılan ekonomik değerin ülkemizde kalması açısından büyük önem taşıyor.”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, fiyatların destinasyon, ulaşım türü, konaklama süresi, otel kategorisi ve pakete dahil hizmetlere göre farklılık gösterdiğini belirterek, yurt dışı seyahatlerde uçak bileti, vize ve döviz kurunun, yurt içi seyahatlerde ise konaklama ve sunulan hizmetlerin kapsamının fiyatları belirleyen başlıca unsurlar olduğunu ifade etti.
Seyahat acentelerinden alınan bilgilere göre yurt içi kültür turlarında kişi başı fiyatların yaklaşık 5 bin liradan, yurt dışı turlarda ise 10-15 bin lira seviyelerinden başladığını dile getiren Bağlıkaya, “Fiyatlar tur süresine, tur kapsamında kullanılan ulaşım araçlarına ve konaklama gerçekleştirilecek tesisin niteliğine göre daha üst seviyelere çıkıyor.” diye konuştu.
Bağlıkaya, TÜRSAB üyesi seyahat acentelerinin her bütçeye uygun tatil alternatifleri sunduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Henüz rezervasyon yaptırmamış vatandaşlarımızın rezervasyonlarını belgeli seyahat acenteleri üzerinden yaptırmaları mağduriyet yaşamamaları açısından büyük önem taşıyor. Vatandaşlarımıza tatil satın aldıkları dijital mecraların TÜRSAB üyesi acentelere ait olup olmadığını ilgili web sayfalarında bulunan TÜRSAB Dijital Doğrulama Sistemi üzerinden veya TÜRSAB’ın resmi web sayfası olan www.tursab.org.tr sayfasındaki Üye Seyahat Acentaları sekmesinden kontrol etmelerini tavsiye ediyoruz.”
İTÜ Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul’un 2025 ve 2026 yıllarının ekim aylarına ait hava kirliliği verilerini karşılaştırdığı bir çalışma yaptı.
Bu kapsamda Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesinin (İBB) hava kalitesi ölçüm istasyonlarında kaydedilen havadaki partikül madde (PM10) konsantrasyonu incelendi.
Kentte ekimdeki PM10 konsantrasyonu, 26 istasyonda metreküp başına ortalama 35,2 mikrogram olarak belirlendi. Bu değer, geçen yılın aynı ayında ortalama 31,9 mikrogram olarak ölçüldü. Böylece PM10 kaynaklı hava kirliliğinin geçen yıla göre yüzde 10 arttığı tespit edildi.
PM10 konsantrasyonunun kentteki 6 istasyonda azaldığı, 20 istasyonda arttığı görüldü. Ekimde kentte PM10 konsantrasyonunun en yüksek olduğu istasyon metreküp başına 71,3 mikrogramla “Sultangazi 3”, en düşük ölçüldüğü istasyon ise metreküp başına 18,1 mikrogramla “Üsküdar 1” oldu.
|
İstasyon |
2025 Ortalama |
2026 Ortalama |
|
Sultangazi 3 |
53,0 |
71,3 |
|
Kağıthane 1 |
72,1 |
70,0 |
|
Selimiye |
34,5 |
61,4 |
|
Sancaktepe |
43,7 |
51,3 |
|
Tuzla |
44,8 |
50,4 |
|
Sultangazi 1 |
30,7 |
47,3 |
|
Sultangazi 2 |
33,4 |
44,5 |
|
Aksaray |
32,2 |
42,3 |
|
Kadıköy |
35,3 |
38,6 |
|
Yenibosna |
36,3 |
34,2 |
|
Kumköy |
17,7 |
30,7 |
|
Esenler |
28,9 |
30,4 |
|
Çatladıkapı |
28,4 |
30,4 |
|
Avcılar |
24,8 |
29,9 |
|
Maslak |
23,2 |
28,6 |
|
Sarıyer |
18,2 |
28,3 |
|
Arnavutköy |
21,9 |
26,6 |
|
Bağcılar |
39,5 |
26,1 |
|
Kartal |
24,2 |
25,9 |
|
Beşiktaş |
23,8 |
23,9 |
|
Alibeyköy |
29,2 |
22,4 |
|
Büyükada |
14,1 |
21,7 |
|
Ümraniye 1 |
22,3 |
21,2 |
|
Kandilli 1 |
19,1 |
19,8 |
|
Beylikdüzü |
60,5 |
19,5 |
|
Üsküdar 1 |
17,4 |
18,1 |
Prof. Dr. Hüseyin Toros, hava kirliliğiyle mücadelenin insan sağlığı ve ekosistemin korunması açısından büyük önem taşıdığını belirterek, toplumun ortak çözümler geliştirmesi ve harekete geçmesi gerektiğini söyledi.
İstanbul’daki 26 ölçüm istasyonunun verilerini değerlendiren Toros, hava kirliliğinin bu yılın ekim ayında geçen yılın aynı ayına göre yüzde 10,3 arttığını belirtti.
Bu artıştaki ana faktörün meteorolojik değişkenler olduğunu aktaran Toros, “Geçen yılın eylül ayı ile bu yılın aynı dönemindeki yağışları karşılaştırdığımızda, bu yıl eylülde geçen yıla göre yüzde 50 daha fazla yağış meydana geldi. Çok yağış almamıza rağmen geçen yıl yağışlar daha uzun süre etkili olduğu ve arka planda alçak basınç alanları daha etkili olduğu için geçen yıl bu yıla göre daha temiz bir hava ile karşı karşıyaydık. Bu sene ise maalesef havamız daha kirli çıkmış oldu.” dedi.
Toros, rüzgarın hava kirliliği üzerindeki etkisine dikkati çekerek, yüksek basıncın hakim olduğu dönemlerde hava hareketlerinin azalmasının kentlerde kirliliğin artmasına neden olduğunu kaydetti.
İstanbul’da hava kirliliğinin büyük çoğunluğunun araçlardan kaynaklandığını belirten Toros, kentte trafiğe kayıtlı araç sayısının 6 milyonun üzerinde olduğunu ifade etti.
Trafik yoğunluğu nedeniyle kısa sürede katedilebilecek mesafelerde yolculuk süresinin 20-30 dakikaya uzayabildiğini belirten Toros, araçların trafikte daha uzun süre kalmasının egzoz gazı salımını artırdığına dikkati çekti.
Toros, havaların soğumaya başlamasıyla ısınma kaynaklarının da devreye girdiğini aktararak, çoğu binada doğal gaz kullanılmasına rağmen bazı küçük mahallelerde veya sanayi sitelerinde doğal gaz dışındaki yakıtlarla ısınmanın sürdüğünü, bunun da hava kirliliğini artırdığını dile getirdi.
Şehirlerin, caddelerin ve sokakların temiz olmasının önemine değinen Toros, hava kirliliğine yol açan kaynakların da ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı.
Toros, ekim ayındaki ortalama PM10 konsantrasyonunun geçen yıl 3 istasyonda, bu yıl ise 5 istasyonda metreküp başına 50 mikrogramın üzerinde olduğunu anlattı.
Sağlık açısından havadaki günlük PM10 değerinin metreküp başına 50 mikrogramın altında olması gerektiğini belirten Toros, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) yıllık ortalama PM10 değerinin ise metreküp başına 15 mikrogramın altında olmasını önerdiğini aktararak, “Bu değerin iki katından fazla kirli olduğumuzu görüyoruz.” dedi.
Toros, hava kirliliğinin bugünden yarına temizlenecek bir olay olmadığını, uzun vadeli çalışmalar yapılması gerektiğini, Türkiye’nin 2053 karbon sıfır hedefinin bu açıdan son derece değerli olduğunu söyledi.
Atmosfere karbon salınımına neden olan maddelerin genellikle diğer kirleticilerin de kaynağı olduğunu belirten Toros, bunların tamamının azaltılması gerektiğini ifade etti.
Toros, sanayi öncesi dönemde atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 300 ppm’in altında olduğunu, günümüzde ise 430 ppm seviyesine yükseldiğini belirterek, bu artışın insan sağlığını doğrudan veya dolaylı olarak etkilediğini kaydetti.
Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31’in hava kirliliği ve iklim değişikliğiyle mücadele açısından önemli bir uluslararası faaliyet olduğunu dile getiren Toros, dünyanın farklı yerlerinden yöneticilerin, bilim insanlarının, öğrencilerin ve farklı kuruluşların Antalya’da bir araya geleceğini vurguladı.
Toros, hava kirliliğinin iklimi olumsuz etkilediğini, iklim değişikliğinin de taşkınlar, kuraklık, deniz seviyesinin yükselmesi, buzulların erimesi ve susuzluk gibi sonuçlara yol açtığını, atmosferin kirlenmesinin bu sorunların arka planındaki ana nedenlerden biri olduğunu ifade etti.
Toros, hava kirliliğinin okullarda, iş yerlerinde ve evlerde gündem maddelerinden biri olması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti:
“Her birimiz evimizin önünü temiz tutarsak, iş yerimizin önünü temiz tutarsak, evimizde veya iş yerimizde veya ulaşımda herhangi alanda atmosfere zarar vermeyecek kirleticiler, yani atmosferin kirlenmesine katkı sağlamayacak yakıtlar kullanırsak, kaynakları verimli kullanırsak, atmosferimiz temizlenmiş olur, doğrudan sağlığımızı korumuş oluruz. Dolaylı olarak da şu anda tüm insanları tehdit eden küresel iklim değişikliğiyle ciddi anlamda mücadele etmiş oluruz. Hem de 2053 karbon sıfır hedefimize bir adım daha yaklaşmış oluruz.”