49,9617$%0,05
56,0830€%0,58
67,0932£%0,18
6.266,38%0,70
10.263,00%-3,19
40.890,00%-3,23
3.899,38%0,62
%
฿%
Ł%
Ξ%
%
$%
18:07
02 Kasım 2026 Pazartesi
Trafik kazalarından kaynaklanan can kayıplarının azaltılması için yol kullanıcılarının hata yapabileceğini kabul eden ve yol güvenliğini trafik sistemindeki tüm aktörlerin ortak bir sorumluluğu olarak gören “güvenli sistem yaklaşımı” ön plana çıkarılacak.
2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndan yapılan derlemeye göre, ulaştırma sektöründe devam eden yatırımlar yapılabilirlik, sürdürülebilirlik, etkinlik, erişilebilirlik, güvenlik ve verimlilik açısından gözden geçirilerek mevcut altyapının etkinliği artırılacak.
Mevcut kara yolu altyapısının etkin kullanılmasına yönelik iyileştirmelere öncelik verilecek, yeni projelerde asgari sanat yapısı gerektiren, maliyet etkin güzergahlar tercih edilecek.
Kara yolu ulaştırması sektöründe teklif edilecek projelere ilişkin fizibilite çalışmalarında maliyet etkin güzergah alternatifleri değerlendirilecek.
Kara yollarında bakım ve onarım hizmetleri zamanında ve yeterli düzeyde karşılanacak, mevcut kara yolu ağında oluşabilecek trafik akış darboğazları giderilerek ulaşımın yeterli hizmet seviyesinde sürdürülmesi için gerekli önlemler alınacak.
Kara yolu ağında taşıt işletme giderlerini ve ağır bakım maliyetlerini azaltacak şekilde önleyici bakım kavramı esas alınacak.
Trafik kazalarından kaynaklanan can kayıplarının azaltılması için yol kullanıcılarının hata yapabileceğini kabul eden ve yol güvenliğini trafik sistemindeki tüm aktörlerin ortak bir sorumluluğu olarak gören “güvenli sistem yaklaşımı” benimsenecek.
İşaretleme, levha ve ışıklar sayesinde tüm yol kullanıcılarının yol kesimlerine ilişkin standartları anlayabileceği “kendini ifade eden yollar” ile çarpmayı önleyen veya çarpma sonucunda oluşabilecek hasarları en aza indiren “affedici yol kenarları” yaklaşımlarıyla kara yolu ağındaki altyapı ve güvenlik standartları yükseltilecek.
Trafik kazaları sonucu hayatını kaybeden kişi sayısı geçen yıl 6 bin 35 iken bu yıl sonu için 5 bin 500 olarak tahmin edildi. Söz konusu sayının gelecek yılın sonunda 4 bine düşürülmesi hedefleniyor.
İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı, Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve cumhuriyet başsavcılıkları koordinesinde, 5 günde 11 ilde “nitelikli dolandırıcılık, yasa dışı bahis, çevrim içi çocuk müstehcenliği ve tacizi ile suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama” suçlarına yönelik operasyonlar düzenlendiğini duyurdu.
Adana, Ankara, Erzurum, Gaziantep, Giresun, Hakkari, İstanbul, Kocaeli, Muğla, Samsun ve Trabzon’da gerçekleştirilen operasyonlarda 120 zanlı gözaltına alındı.
Yakalanan şüphelilerden 86’sı çıkarıldıkları sulh ceza hakimliklerince tutuklandı, 25’i hakkında adli kontrol hükümleri uygulandı. Diğer zanlıların işlemleri ise sürüyor.
Şüphelilerin, yasa dışı bahis ve kumar oynattıkları, yasa dışı bahis ve kumar sitelerinin reklamını yaptıkları, vatandaşların mobil bankacılık ve oyun hesaplarına yetkisiz erişim sağladıkları, çocuklara ait müstehcen görüntüler bulundurdukları tespit edildi.
Ekiplerce 23 şirkete ve bu şirketlerin hesaplarına, yaklaşık 1 milyon 500 bin lira değerindeki taşınır mal varlığı ile çok sayıda dijital materyale el konuldu.
Yapay zeka destekli siber açık kaynak izleme ve kontrol faaliyetleri kapsamında, yasa dışı silah satışı ve teşhiri, organize suç örgütleri, uyuşturucu, müstehcenlik ve siber trafik suçlarına ilişkin 1164, terör örgütlerine yönelik çalışmalarda ise 642 hesap veya kişi belirlendi.
Sosyal medya platformları ve internet sitelerindeki suç içerikli paylaşımlara yönelik çalışmalar sonucunda ayrıca 4 bin 406 hesap veya kişi tespit edildi, bin 16 URL adresi hakkında erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılması kararı alındı.
Özel bir bankada “kıdemli analist” olarak görev yapan kadın çalışan, ikiz bebek dünyaya getirdikten sonra kullandığı yasal doğum izninin ardından işine döndü. İşe başladığında bankacılık sektörü sorumluluğunun elinden alınarak yeni işe giren bir personele devredildiğini, kendisine ise uzmanlık alanı dışındaki sigorta sektörünün verildiğini gören çalışan; hak ettiği primlerin ödenmemesi ve emsallerine göre düşük zam uygulanması üzerine yönetimle görüştü.
Görüşmelerden sonuç alamayan ve hamilelik sürecinden itibaren sistematik psikolojik tacize (mobbing) maruz kaldığını belirten çalışan, iş sözleşmesini haklı nedenle feshederek İş Mahkemesi’ne başvurdu. Davacı; kıdem tazminatı, prim, yıllık izin alacaklarının yanı sıra “eşit davranma ilkesinin ihlali” gerekçesiyle ayrımcılık tazminatı ile manevi tazminat talebinde bulundu.
Davalı banka ise görev tanımlarında analistlerin hangi sektörlere bakabileceğinin belirtildiğini, yapılan işlemde iş sözleşmesine aykırı esaslı bir değişiklik bulunmadığını savunarak davanın reddini istedi.
Yerel mahkeme “ayrımcılık ispatlanamadı” demişti
Davayı inceleyen İş Mahkemesi, davacının kıdem tazminatı talebini kabul ederken, ayrımcılık ve manevi tazminat taleplerini reddetti. Mahkeme gerekçesinde, ikiz gebeliğin getirdiği stres ve görevin mesuliyeti göz önüne alındığında, iddia edilen eylemlerle sağlık sorunları arasındaki nedensellik bağının koptuğu ve sistematik bezdirmenin somut delillerle ispatlanamadığı belirtildi.
Karara yapılan istinaf başvurusunun Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi üzerine dosya Yargıtay’a taşındı.
İspat yükü işverende
Temyiz incelemesini tamamlayan Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu. Dairenin emsal niteliğindeki kararında, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5’inci maddesinde düzenlenen “Eşit Davranma İlkesi”ne dikkat çekildi.
Kararda, davacının doğum iznine ayrılmasının ardından yerine başka bir çalışanın alındığı, dönüşünde ise uzmanlık alanı dışındaki bir görevin teklif edildiği ve çalışanın bu durumu kanıtladığı vurgulandı.
İş Kanunu uyarınca işçinin ihlal ihtimalini güçlü biçimde ortaya koyduğu hallerde ispat yükünün işverene geçtiği hatırlatılan kararda, şu ifadelere yer verildi:
“Davacı, 4857 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinin son fıkrası uyarınca bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü biçimde gösteren bir durumu ortaya koymuştur. Bu durumda, böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat yükü üzerinde olan işverenin; davacının doğum öncesindeki konumunun ve görevinin doğum sonrasında hangi sebeplerle değiştirildiğini, davacıya farklı muamele yapılmasını gerektiren nedenleri somut olgularla ortaya koyamadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca İlk Derece Mahkemesince ayrımcılık tazminatı talebinin kabulü gerekirken, yazılı gerekçe ile reddi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.”
Bozma kararının ardından dosya, yeniden değerlendirilmek üzere yerel mahkemeye gönderildi.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Arasında Ortak Savunma İçin Mekke Anlaşması'nın onaylanmasının uygun bulunduğuna dair kanun teklifi Çarşamba günü TBMM Genel Kurulu'nda görüşülecek.02/11/2026 15:25
Millihaber
ABD ile İran arasındaki gerilim tırmanmaya devam ederken, Katar’ın arabuluculuğunda iki ülke arasında dolaylı görüşmeler yürütülüyor.
Katar basını bu temaslarda ilerleme kaydedildiğini öne sürse de sahada henüz somut bir gelişme yaşanmış değil.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerin ardından İran’a saldırı emri verebileceği iddia ediliyor.
Uluslararası basında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da İran’a yeni bir askeri harekat düzenlenmesi konusunda Trump’a baskı yaptığı öne sürülüyor. Tahran ise olası yeni saldırılara karşı savaşı daha geniş bir coğrafyaya yayma uyarısında bulunuyor.
Kritik süreçte gerilim tırmanırken İran, savaşı sonlandırmak amacıyla arabulucular vasıtasıyla ABD’ye ilettiği 7 şarttan vazgeçmiyor.
Her ne kadar Tahran yönetiminden bu şartlara ilişkin tamamen bütüncül ve uyumlu açıklamalar gelmese de maddeler, ABD ile İran arasında geçmişte imzalanan 14 maddelik mutabakat zaptının temel hükümlerinin 1, 2, 4, 10 ve 11. maddeleriyle paralellik gösteriyor.
Tahran’ın kabulünde ısrar ettiği 7 şartın başında ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukasının sonlandırılması geliyor.
ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan savaşta İran, Hürmüz Boğazı’nı gemi trafiğine kapatmış; ABD de buna karşılık ülkeye deniz ablukası uygulamıştı. 17 Haziran’da imzalanan çerçeve anlaşmanın ardından İran Hürmüz’ü açmış, Washington da ablukayı kaldırmıştı. Ancak anlaşmanın uygulanmasında yaşanan aksaklıklar nedeniyle Tahran temmuz ayında boğazı yeniden kapatmış, ABD de ablukayı yürürlüğe koymuştu.
Mevcut durumda İran, savaşın bitmesi için ilk olarak deniz ablukasının kaldırılmasını talep ediyor. Buna ek olarak, önceki çerçeve anlaşmada yer alan ve yaklaşık 100 milyar dolar olduğu tahmin edilen dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını istiyor. Söz konusu iade maddesi hazirandaki mutabakata yazılmasına rağmen bugüne kadar hayata geçirilmedi.
Tahran’ın masaya koyduğu bir diğer önemli başlık ise ABD yaptırımları. İran, bu yaptırımlar kaldırılmadan savaşa son vermeyeceğini vurgularken, ülkenin petrol satışında sağlanan muafiyetlerin yeniden yürürlüğe konulmasını talep ediyor.
Bunun yanı sıra Tahran yönetimi, bölgedeki ABD askeri varlığının azaltılmasında ısrarcı. Ancak bu talebin, savaş sonrasında Umman Denizi’nde konuşlanan ABD donanmasını mı yoksa bölge ülkelerindeki askeri üsleri mi kapsadığı netlik kazanmış değil.
İran’ın şartları arasında, Umman ile İran arasında Hürmüz Boğazı’nda belirlenen yeni geçiş rotasının ABD tarafından tanınması ve alternatif rotaların kapatılması da yer alıyor.
Tahran yönetimi ayrıca Lübnan dahil savaşın tüm cephelerde durdurulmasını talep ediyor.
Öte yandan, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Al Jazeera’ye verdiği demeçte bunlara ek olarak iki yeni şart daha açıklamıştı: ABD’nin İran’ın iç işlerine müdahalesine son vermesi ve Tahran yönetimine muhalif gruplarla olan işbirliğini bitirmesi. Bu ifadeler Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi’nin söylemlerinde yer almasa da üst düzey bir yetkili tarafından dile getirilmesi dikkati çekiyor.
Rızai’nin bu çıkışı, İran’ın şartlar müzakere edilirken elini güçlendirmek ve esneme payı bırakmak için yeni bir alan oluşturma çabası olarak yorumlanıyor. Tahran, öne sürdüğü şartların bir kısmının ABD tarafından kabul edildiğini savunsa da bu adımları “yetersiz” buluyor. Tüm şartların eksiksiz hayata geçirilmesini ve akabinde 2 gün içinde Hürmüz Boğazı’nı açacağını yineliyor.
İran, 7 şarta karşılık Washington’ın nükleer programı Katar arabuluculuğundaki görüşmelere dahil etme çabalarını ise reddediyor.
Washington yönetimi Tahran’dan, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 400 kilogram uranyumu ülke içinde ya da üçüncü bir ülkede seyreltmesini ve nükleer tesislerinde uluslararası denetimlere izin vermesini talep ediyor. İran seyreltme fikrine kapıyı tamamen kapatmasa da bu konunun ancak uzun soluklu nükleer müzakereler kapsamında ele alınabileceğini savunuyor.
Katar arabuluculuğunda yürütülen dolaylı temaslarda henüz somut bir sonuç alınamasa da İranlı yetkililer, ABD’nin üslubundaki yumuşamayı ve diyalog kapısının aralanmasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyor.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.