50,1564$%0,22
56,0821€%-0,32
67,2300£%-0,33
6.555,67%-0,61
10.736,00%-0,91
42.774,00%-0,91
4.065,77%-0,81
%
฿%
Ł%
Ξ%
%
$%
15:36
06 Kasım 2026 Cuma
Bakan Bayraktar, İstanbul Finans Merkezi’ndeki Enerji Piyasaları İşletme AŞ’de uluslararası basın kuruluşları ve yabancı dilde yayın yapan medya organlarının temsilcileriyle bir araya geldi.
Buradaki konuşmasında Türkiye’nin “Milli Enerji 2040” vizyonunun önemini vurgulayan Bayraktar, elektrifikasyon odaklı bir dönüşüm hedeflediklerini ifade etti.
Bayraktar, 2040’ta mevcut politikalarla 1,2 milyon varile çıkması beklenen günlük ham petrol ihtiyacını yaklaşık 720 bin varile düşürmeyi, 77 milyar metreküpe ulaşması beklenen doğal gaz tüketimini ise 57 milyar metreküp seviyesinde tutmayı hedeflediklerini söyledi.
Petrol ve gazda günlük 1,7 milyon varil eş değeri ihtiyacın süreceğini ifade eden Bayraktar, TPAO’nun Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de faaliyetlerini artıracağını, Gabar ve Güneydoğu Anadolu’da aramaları sürdüreceğini dile getirdi.
Bayraktar, uluslararası petrol şirketleriyle çok sayıda işbirliği anlaşması imzalandığını anımsatarak, “Büyüme stratejimiz, birleşme ve satın almalar ya da büyük petrol şirketleriyle ortaklıklar kurarak TPAO’nun yurt dışında daha aktif hale gelmesini öngörüyor. Bu nedenle Somali açıklarında sondaj yapıyoruz. Pakistan’a yönelik çalışmalarımız var. Oruç Reis sismik gemimiz şu anda Pakistan açıklarına doğru yolda.” dedi.
Libya ile imzalanan deniz yetki alanlarının belirlenmesine ilişkin mutabakat muhtırasının her iki ülkeye de ilave çalışma alanı sağladığını ancak arama faaliyetlerinin ekonomik gerekçelerle kararlaştırıldığını söyleyen Bayraktar, “Neden Doğu Akdeniz’de, Karadeniz’de, Somali’de, Pakistan’dayız? Yakında belki Suriye’de, Irak’ta veya Lübnan’ın deniz sahalarında da faaliyet gösterebiliriz. Çünkü petrol ve doğal gaza ihtiyacımız var.” diye konuştu.
Bakan Bayraktar, Türkiye’nin gündeminde çok sayıda proje bulunduğunu belirterek, “Yeni sahalara ilişkin kararlarda ekonomik ve jeolojik koşullar belirleyici olacak.” dedi.
Irak ile Suriye arasındaki Kerkük-Banyas Petrol Boru Hattı’nın yeniden devreye alınması ihtimaline ilişkin soru üzerine Bayraktar, “Enerji ve madenciliği barış ve refah için bir araç olarak kullanabileceğimizi düşünüyoruz. Suriye gibi ülkelerde ve bölgemizde istikrarı güçlendirmek için bu işbirliğine ihtiyacımız var. Suriye’nin çok büyük miktarda yatırıma ihtiyacı var. Kerkük-Banyas Boru Hattı’nı tehdit olarak görmüyoruz.” ifadesini kullandı.
Bayraktar, Irak-Türkiye Ham Petrol Boru Hattı’nın hiçbir zaman tam kapasiteyle kullanılamadığını, hattın Basra’ya kadar uzatılmasını uzun yıllardır Irak’a önerdiklerini belirterek şunları söyledi:
“Bu tür ortaklıklara açığız, alternatif güzergahlardan çekinmiyoruz. Çünkü herkese yetecek pazar var. Türkiye güzergahının günlük 1,5 milyon varillik kapasitesini 2,5 milyon varile çıkarmayı öneriyoruz. Suriye güzergahı da 1 ila 1,5 milyon varile çıkabilir. Elbette kendi güzergahımızın maliyet açısından daha rekabetçi olduğunu düşünüyoruz, ayrıca güvenlik ve istikrar açısından daha elverişli olduğuna inanıyorum.”
Türkiye’nin “Milli Enerji 2040” vizyonu kapsamında öngörülen 500 milyar dolarlık yatırımın yaklaşık 200 milyar dolarlık bölümünün kamu enerji ve madencilik şirketleri aracılığıyla yapılacağını dile getiren Bayraktar, “Şirketlerimiz sukuk veya geleneksel ticari borçlanma yoluyla finansman aradığında hem Körfez’de hem de Batılı finans kuruluşlarında ciddi ilgi görüyoruz.” dedi.
Bakan Bayraktar, özellikle nükleer enerji yatırımlarının ciddi bir finansman gerektirdiğine işaret ederek, “Dünya Bankası, Uluslararası Finans Kurumu (IFC), Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve diğer uluslararası finans kuruluşlarının desteğini gerektiriyor. Bu kuruluşlarla oldukça yakın işbirliği içinde çalışıyoruz.” diye konuştu.
Kömürden daha temiz enerji kaynaklarına adil geçişin yollarını aradıklarını belirten Bayraktar, bu süreçte doğal gazın bir seçenek olduğunu ve nükleer enerjide büyük potansiyel gördüklerini söyledi.
Bayraktar, kömür madenciliğinde 30 binden fazla kişinin çalıştığını dile getirerek, “Bu yüzden adil bir geçiş sürecine ihtiyacımız var. Bunun üzerinde çalışıyoruz. Büyük olasılıkla Antalya’da son toplantıların sonuçlarını ve kömür sektöründe adil geçişi nasıl sağlayacağımızı paylaşacağız.” ifadesini kullandı.
Yerli kömürün enerji arz güvenliği açısından önemine işaret eden Bayraktar, ekonomik koşullar, arz güvenliği ve istihdam nedeniyle geçişin 10 ila 15 yıl sürebileceğini belirtti.
Bayraktar, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili kurumlarla madencilik sektöründe çalışanlara yeni beceriler kazandırılması ve bulundukları bölgelerde istihdamlarının sürdürülmesi için çalışmalar yürüttüklerini söyledi.
Kömürden çıkışın değerlendirilebilmesi açısından 2040’a kadar 10 gigavat nükleer kurulu güce ulaşmanın başlıca koşullardan biri olduğunu dile getiren Bayraktar, bu hedefin 2030’a gelindiğinde daha net görüleceğini ifade etti.
Bakan Bayraktar, Rusya’dan doğal gaz alımının azalması karşısında ABD’den tedarik artışının fiyat kaynaklı olduğunu belirterek, “Daha ucuz gaz, pahalı gaz karşısında rekabet avantajı elde eder.” dedi.
Bayraktar, Yunanistan ile enerjide işbirliğine ilişkin soruyu ise şöyle yanıtladı:
“Yunanistan ile işbirliğine gelince, memnuniyetle birlikte çalışırım. Neden olmasın? Daha geniş işbirliğinden söz ediyoruz. Size somut bir örnek vereyim. Avrupa, karbonsuzlaşma gündemini güçlü biçimde sürdüren belki de tek bölgesel topluluk. Kıbrıs’ta neler olduğuna bakalım. Küçük ve güzel bir ada. Elektrik üretiminde fosil yakıtlara çok bağımlı ve başlıca sorunlardan biri fuel-oil kullanımı. Bunun için bazı projeler geliştirdik. Türkiye’den adaya elektrik vermeyi, deniz altından kablo döşemeyi planladık.”
Bayraktar, bu projeyle Türkiye’de yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriği Kıbrıs’a ulaştırarak adadaki fuel-oil santrallerinde elektrik üretimine son vermeyi hedeflediklerini belirterek, “Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY), konuyu Brüksel’e taşıdı. Türkiye’nin, Avrupa Elektrik İletim Sistemi İşletmecileri Ağı (ENTSO-E) sistemiyle bağlantısı nedeniyle teknik olarak bu yeni enterkonneksiyona onay verilmesi gerekiyordu. Teknik bir mesele, kısa sürede siyasi bir konuya dönüştü. Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin itirazlarının ardından ENTSO-E, bu bağlantının kurulmasına onay veremeyeceğini söyledi.” diye konuştu.
Yunanistan Dışişleri Bakanına deniz altı elektrik bağlantısı üzerinden GKRY’ye elektrik satmak isteyen şirketlere kapasite tahsis etmeyi önerdiklerini ifade eden Bayraktar, bu sayede Ada’nın daha temiz ve düşük maliyetli elektriğe erişebileceğini, ancak teklifin siyasi nedenlerle kabul edilmediğini söyledi.
Bakan Bayraktar, Türkiye’den Ada’ya doğal gaz boru hattı döşemeyi planladıklarını belirterek, bu sayede Ada’da daha temiz kaynaklarla elektrik üretilebileceğini ve uygun koşullarda güney kesimine de elektrik satılabileceğini dile getirdi.
Bayraktar, “Bu işbirliği, her iki ülkeye de fayda sağlayabilir. İleride Doğu Akdeniz’de biz ya da bir başkası doğal gaz bulursa, boru hattının ters akışla kullanılması da mümkün olabilir. Gaz Ada’ya, oradan Türkiye’ye ve Türkiye üzerinden Avrupa pazarına ulaştırılabilir. Böylece mevcut tedarik güzergahlarına bir alternatif geliştirebiliriz.” değerlendirmesinde bulundu.
Bayraktar, TPAO’nun Bangladeş’te ilgilendiği sahaların ruhsatlandırılmasına ilişkin ihalelerin Mart 2027’ye ertelendiğini ancak söz konusu sahalara ilgilerinin sürdüğünü söyledi.
Çeşitli ülkelerden yeni teklifler aldıklarını belirten Bayraktar, “Jeolojik koşullar elverişliyse ve ilgili ülke uygun şartlar sunuyorsa elbette ilgileniriz. Portföyümüzde çok sayıda proje olduğu için ortaklıklar arıyoruz.” diye konuştu.
Bayraktar, ABD ile Rusya arasındaki dizel anlaşmasına ilişkin soruya da “Sanırım Türk şirketleri de Rusya’dan yeniden motorin almaya başladı. Hürmüz Boğazı’ndaki ciddi sorun ve rafinerilerin bundan etkilenmesi nedeniyle bu önemliydi. Küresel motorin piyasasında arz sıkışık. Rusya’dan tedarik bizim için önemli seçeneklerden biri ve işlerimizi bir nebze kolaylaştırıyor.” yanıtını verdi.
Türkiye’nin küresel karbon emisyonlarındaki payının yüzde 1,1 olduğuna ve küresel iklim hedeflerine ulaşılması için büyük ekonomilerin de sorumluluk üstlenmesi gerektiğine dikkati çeken Bayraktar, şöyle devam etti:
“Biz karbon emisyonlarımızı sıfıra indirsek bile küresel ısınma devam eder. Antalya’daki COP31’de vermek istediğim temel mesaj da bu, ‘Şu anda altın değerinde yıllardan geçiyoruz. Bunlar kritik yıllar. Bu yılları kaçırırsak, 2050 yılında küresel ısınmayı 1,5 santigrat dereceyle sınırlandırmak imkansız olacak.’ En fazla sera gazı salımı yapanlardan biri olan ABD ise bu sürecin içinde değil. En azından siyasi açıdan sürece dahil değil.”
Türkiye’nin Cezayir ile işbirliğinin enerjinin yanı sıra madenciliği de kapsadığını dile getiren Bayraktar, Afrika’da üçüncü ülkelerle ortak projeler geliştirmeyi hedeflediklerini söyledi.
Bayraktar, Cezayir’in ulusal enerji şirketi Sonatrach ile 1994’ten bu yana işbirliği yaptıklarını belirterek, “Sözleşmemiz gelecek yıl sona erecek. Sözleşmeyi uzatmak ve hacmini artırmak istiyoruz. Rusya ve İran örneklerinde olduğu gibi iki temel husus var. Birincisi gazın rekabetçi fiyatla sunulması, ikincisi tedarikin güvenilir olması. Sonatrach, Türkiye piyasası için her zaman güvenilir bir tedarikçi oldu.” ifadesini kullandı.
Avrupa’nın Rus LNG’si ve boru gazı ithalatını 2027’de sonlandırma planlarını anımsatan Bayraktar, Avrupalı yetkililerin Sakarya Gaz Sahası’nda üretilen doğal gazın Avrupa’ya satılması ve Türkiye’nin kendi ihtiyacını alternatif kaynaklardan karşılaması yönünde önerilerde bulunduğunu aktardı.
Bayraktar, söz konusu kaynaklardan birinin Türkmenistan doğal gazı olabileceğini belirterek şunları ifade etti:
“Şu anda Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı’nda (TANAP) yüzde 40-45 oranında atıl kapasitemiz var. Bu projeyi Azerbaycan ve bp ile geliştirdik. Toplam kapasite 31 milyar metreküp, bu yıl kullanılan miktar ise 16-17 milyar metreküp. İlave gaz taşımak mümkün. Ancak Azerbaycan’daki sahalarda üretim düşüş gösterdiği için önce bu gazı bulmamız gerekiyor. Bu nedenle Trans-Hazar projesini güçlü biçimde destekliyoruz.”
Türkmenistan’dan İran üzerinden takas anlaşmasıyla başlayan gaz akışının ABD ile İran gerilimi nedeniyle durduğunu söyleyen Bayraktar, “Biz önce takas anlaşmasıyla başlamayı, ardından bunun Trans-Hazar boru hattına zemin hazırlamasını öngörüyorduk.” diye konuştu.
Bayraktar, Sudanlı yetkililerle madencilik, petrol, doğal gaz ve elektrik üretimi alanlarında görüşmeler yürüttüklerini belirterek, “Sudan, Türk şirketlerinin önümüzdeki dönemde kesinlikle daha fazla faaliyette bulunacağını göreceğimiz ülkelerden biri.” dedi.
Sinop ve Trakya’da yapılması planlanan nükleer enerji santralleri için Kanada’dan AtkinsRealis, Güney Kore’den Korea Electric Power Corporation (KEPCO), Çin ve Rusya’dan Rosatom ile görüşmeler yürüttüklerini, tüm bu şirketlerin nükleer teknoloji alanında kendilerini kanıtladığını ifade eden Bayraktar, “Bizim açımızdan en önemli konu, hangi şirketin veya ülkenin bize uygun bir finansman paketi sunabileceği ve projeyi başarılı bir şekilde hayata geçirebileceği.” diye konuştu.
Bayraktar, KEPCO’nun ABD’de 8 reaktör inşa etme taahhüdü bulunduğunu, Güney Kore’de halihazırda 4-6 reaktörün inşasını yürüttüğünü ve Çekya’da da projesi olduğunu belirterek, “Tüm bu projeleri nasıl hayata geçirecekleri önemli. Nükleer projeler ciddi bir odaklanma ve çok büyük bir nitelikli insan kaynağı gerektiriyor.” dedi.
Kanada ile görüşmelere ilişkin de Bayraktar, “İyi gidiyor. Arkasında siyasi irade olduğu görülüyor ve bu çok önemli. Şu anda bu projeyi finanse etmek için nasıl uygun finansal yapılar oluşturabileceğimizi, finans kurumlarını ve potansiyel kredi verenleri nasıl çekebileceğimizi görüşüyoruz.” ifadesini kullandı.
Bayraktar, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde ulusal ve uluslararası kurumların denetiminde yüzlerce testin sürdüğünü belirterek şunları kaydetti:
“Yüzlerce testin tamamı başarıyla sonuçlandığında ilk fiziksel başlatmayı gerçekleştirebileceğiz. Hedefimiz bunu aralık ayında, yıl sonundan önce yapmak. Son birkaç gün içinde önemli testlerden birini başarıyla geçtik. Yine de her bir testi başarıyla tamamlamamız gerekiyor. Önümüzdeki haftalarda önce ilk fiziksel başlatmayı gerçekleştirmeyi, ardından ticari olarak üretilen elektriği şebekemize vermeyi hedefliyoruz.”
Hem Senato hem de Temsilciler Meclisinde yenilgiye uğrayan Cumhuriyetçiler için bir sonraki adım olarak Cumhuriyetçilerin 7 Kasım 2028’deki başkanlık seçimleri için kimi aday göstereceği konusu gündemde.
Washington Post’un haberine göre halihazırda birkaç Cumhuriyetçi bu konuda duruşunu ortaya koyarken, kararı en çok merak edilen isimler arasında mevcut Başkan Yardımcısı JD Vance öne çıkıyor.
Cumhuriyetçi kanattan birçok isim, seçimlerin ardından yaptıkları açıklamalarda Trump’ı doğrudan hedef almaktan kaçınırken Cumhuriyetçi Parti’ye yönelik önerilerde bulundu. Bu açıklamalar, “2028 hazırlığı” olarak yorumlandı.
Washington Post, açıklamalarıyla ön plana çıkan Cumhuriyetçileri haberleştirdi.
Florida Valisi Ron DeSantis, ara seçim tablosunun ortaya çıkmasının ardından 4 Kasım’da yaptığı basın toplantısında kendisini Cumhuriyetçilerin başarısızlıklarından ayrı tuttu.
Daha önce 2024’te yapılan başkanlık seçimlerinde aday adayı olan DeSantis, Trump ve diğer Cumhuriyetçileri açıkça eleştirmese de ara seçimleri “Cumhuriyetçiler için neredeyse yok olma düzeyinde bir olay” olarak nitelendirdi ve Florida’da Cumhuriyetçi Partinin bu durumdan kurtulmasının nedeninin kendi yönetim tarzı olduğunu savundu.
DeSantis’in “Başarılarla dolu bir geçmişimiz var. Birçok seçmenimizin güvenini kazandık, siyasi açıdan hayal edilebilecek en kötü durumda bile, tavrımızı koruyabildik.” ifadelerini kullanması da gelecekteki adaylığı için “hazırlık” olarak yorumlandı.
Ara seçimler sonrası Cumhuriyetçi Parti içinden sesini yükselten isimlerden biri de Trump’ın önceki döneminde ABD Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Mike Pence oldu.
Pence, Wall Street Journal gazetesi için kaleme aldığı makalede, “Trump yönetimini rekor düzeyde borçlanma ve harcamayla, dost ve düşmana ayrım gözetmeksizin anayasaya aykırı gümrük vergileri uygulamakla ve İran’a yaklaşımını başarısızlıkla yürütmekle” eleştirdi.
ABD’nin eski dışişleri Bakanı Mike Pompeo da seçim sonrası sosyal medya hesabından yaptığı açıklama ile “adaylığa mı hazırlanıyor?” sorusunu gündeme getirdi.
Pompeo, Amerikan halkının sandıkta “daha fazla fırsat istediğini” dile getirdiğini belirterek “Demokrat sosyalistler ve liberaller bu fırsatları sunamaz. Büyük hükümet muhafazakarları da bunu sunamaz. Daha fazla çaba gerekiyor.” yorumunu yaptı.
Öte yandan ara seçimlerin ardından en dikkat çeken açıklama ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’den geldi.
Vance’in, Trump yönetiminin İran ve İsrail politikalarının ara seçim yenilgisinin nedeni olduğunu belirten açıklaması dikkat çekti.
Açıklamasında Vance’in kullandığı, “Eğer buna değdiğini, önümüzdeki 6 yıl boyunca Senato’yu kaybetmenin buna değdiğini savunmak istiyorsanız, öyle yapın. Ama neden kaybettiğimizi herkes biliyor. Ve bundan sonra ne yapacağımıza dair dürüst bir tartışma, mutlaka buradan başlamalıdır.” sözleri de olası başkanlık kampanyası için hazırlık olabileceği yönünde yorumlandı.
Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Elise Stefanik de CBS televizyonuna yaptığı açıklamada Cumhuriyetçi Partinin aldığı ağır yenilgiyi, “hesaplaşma ve yeniden başlangıç” olarak nitelendirdi, aynı zamanda Trump’ı övmeye devam etti.
Stefanik, “Bu seçim döneminde Cumhuriyetçilerde bir duyarsızlık vardı.” ifadelerini kullandı.
Seçimlerde aday olmadığına işaret eden Stefanik, daha önce girdiği 7 seçimin hepsini kazandığını vurguladı.
Öte yandan 3 Kasım’daki sonuçları sessizlikle karşılayan ve geçmişte başkanlık için aday adayı olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio da öne çıkan isimlerden biri.
Rubio New York Times’a dün verdiği mülakatta 2028’deki ABD başkanlık seçimlerinde aday olabilmek için görevinden ayrılacağı yönündeki iddiayı reddetti.
Gelecekteki siyasi kariyeri hakkında yorum yapmaktan kaçınan Rubio, “Gerçekten 2028 hakkında daha fazla konuşmayacağım.” ifadesini kullandı.
Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Veteriner Dairesi Müdürlüğü, Mavi Dil Hastalığı’na karşı yürütülen çalışmalar kapsamında bugüne kadar Güzelyurt bölgesindeki 11 hayvancılık işletmesinde aşılama yapıldığını açıkladı.
Daire’den yapılan açıklamaya göre, Mavi Dil Hastalığı ile mücadele kapsamında laboratuvar kontrolleri, epidemiyolojik değerlendirmeler ve saha incelemelerinin ardından aşılama çalışmalarının başlatıldığı ifade edildi.
Açıklamada, Güzelyurt Kaza Veteriner Dairesi’nin sorumluluk alanındaki Doğancı, Yeşilyurt ve Taşpınar köylerinde bulunan toplam 11 hayvancılık işletmesinde aşılama uygulaması gerçekleştirildiği belirtilirken, hastalıkla mücadele kapsamında bölgedeki ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli çalışmaların da başlatıldığı kaydedildi.
Mavi Dil Hastalığının koyun, keçi ve sığır gibi geviş getiren hayvanları etkileyen viral bir hastalık olduğu ifade edilen açıklamada, hastalığın, Culicoides cinsi kan emici sinekler aracılığıyla yayıldığı, doğrudan hayvandan hayvana temasın ise temel bulaşma yolu olmadığı ifade edildi.
Açıklamada, Mavi Dil Hastalığı’nın insanlara bulaşmadığı ve insan sağlığı açısından tehdit oluşturmadığı vurgulanırken, özellikle koyunlarda ciddi sağlık sorunlarına, verim kayıplarına ve ölümlere yol açabileceğine dikkat çekildi.
Üreticilerin alması gereken tedbirler
Hastalığın kontrol altına alınması ve yayılımının önlenmesi amacıyla üreticilerin koruyucu tedbirlere titizlikle uymalarının önem taşıdığı belirtilen açıklamada, üreticilerin alması gereken tedbirler ise şöyle sıralandı:
“Hayvanlarını günlük olarak gözlemlemeleri ve hastalık belirtilerini takip etmeleri, şüpheli vakaları vakit kaybetmeden veteriner hekimlere bildirmeleri, ağıl ve barınaklarda sinek mücadelesini artırmaları, gübre ve atık alanlarını düzenli olarak temizlemeleri, Veteriner Dairesi tarafından önerilen sinek kovucu ve uygun ilaçları kullanmaları, hastalık şüphesi bulunan hayvanların hareketlerini veteriner hekim değerlendirmesine kadar sınırlandırmaları ve işletmelere yeni hayvan getirirken gerekli veteriner kontrollerini yaptırmaları ve hayvan hareket kayıtlarını eksiksiz tutmaları gerekiyor.”
“Erken bildirim büyük önem taşıyor”
Açıklamada, Veteriner Dairesi Müdürlüğü’nün hastalığın yayılımını önlemek amacıyla saha çalışmalarını, kontrolleri ve epidemiyolojik izleme faaliyetlerini kesintisiz sürdüreceği bildirildi.
Üreticilerin, hastalık belirtisi gösteren hayvanlarla karşılaşmaları halinde vakit kaybetmeden bağlı bulundukları Kaza Veteriner Dairesi veya özel veteriner hekimlerle iletişime geçmeleri gerektiği belirtilen açıklamada, erken bildirimin hastalıkla mücadelede büyük önem taşıdığı vurgulanarak, üreticilerin iş birliğinin ve koruyucu tedbirlere uymalarının yürütülen mücadelenin başarısında belirleyici olduğu ifade edildi.
Mavi Dil Hastalığı’na karşı Güzelyurt bölgesindeki 11 hayvancılık işletmesinde aşılama yapıldı yazısı ilk önce Eksen Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.
Haberin tamamı: Eksen Kıbrıs
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) verilerine göre, 13 Ekim’de akşam saatlerinde başlayan, 14 Ekim’de etkisini artırıp sonraki günlerde devam eden yağışlar barajlarda su seviyesini artırdı.
Yağışların etkisini artırdığı 14 Ekim’de yüzde 38,06 olan barajların ortalama doluluk oranı 23 günde 23,44 puan artarak bugün itibarıyla yüzde 61,5 olarak kaydedildi.
Barajların doluluk oranları Istrancalar’da yüzde 98,04, Terkos’ta yüzde 50,45, Sazlıdere’de yüzde 40,75, Alibey’de yüzde 79,68, Büyükçekmece’de yüzde 39,81, Ömerli’de yüzde 83,11, Darlık’ta yüzde 95,19, Elmalı’da yüzde 80,84, Pabuçdere’de yüzde 7,74 ve Kazandere’de yüzde 11,55 olarak ölçüldü.
Melen’den 463,54 milyon, Yeşilçay’dan da 123,55 milyon metreküp olmak üzere bu yıl toplam 587,09 milyon metreküp su alındı.
İçme suyu arıtma tesislerinden bu yıl kente verilen su miktarı ise 976 milyon 89 bin metreküp olarak hesaplandı.
Barajlara bu yıl düşen yağış miktarı metrekare başına 985,54 kilogram olarak aynı tarihteki son 10 yılın en yüksek seviyesine ulaştı.
Kente su sağlayan baraj ve göletler 868 milyon 683 bin metreküp biriktirme hacmine sahipken su miktarı bugün itibarıyla 533,75 milyon metreküp olarak kaydedildi.
İstanbul’da günlük su tüketimi, dün itibarıyla 3 milyon 14 bin metreküp olarak ölçüldü.
İSKİ istatistiklerine göre, 6 Kasım tarihli baraj doluluk oranları 2016’da yüzde 37,31, 2017’de yüzde 56,21, 2018’de yüzde 49, 2019’da yüzde 41,12, 2020’de yüzde 29,27, 2021’de yüzde 44,53, 2022’de yüzde 39,19, 2023’te yüzde 17,01, 2024’te yüzde 30,46, 2025’te yüzde 22,19 iken bugünkü oran yüzde 61,5 olarak kayıtlara geçti.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı’nda görevli meteoroloji mühendisi Adil Tek, yaptığı açıklamada, barajlardaki yükselişin sebebinin 14 Ekim’de başlayan yağışlar olduğunu söyledi.
Bu yılın sonuna kadar da yağışların ortalamanın üzerinde seyredeceğini ve barajlardaki doluluğun daha da artmasını beklediğini dile getiren Tek, “Bölgemizdeki yağışların oluşma sebebi Orta Akdeniz’de, Marmara’da ve Karadeniz’de su sıcaklıklarının yükselmesiyle kuzeyden gelen kutupsal ve serin havanın akışını besleyen yüksek basınç alanlarının pozisyonlarıdır. Sibirya, İskandinav ve Azor yüksek basınçlarının pozisyonları, Avrupa üzerindeki yerleşmiş durumları Doğu Akdeniz, İtalya, Yunanistan ve bizde yağışların miktarını artırdı.” ifadelerini kullandı.
Bu bölgelerde artan yağışların Avrupa’da azaldığını belirten Tek, Türkiye’de yaz aylarında sıcaklıkların genelde mevsim normallerinde seyrettiğini, Avrupa’nın ise sıcaktan kavrulduğunu hatta Tuna Nehri’nin debisinde kuraklıklardan dolayı büyük düşüşler yaşandığını kaydetti.
Adil Tek, Kandilli Rasathanesi olarak ölçtükleri Türkiye’nin 115 yıllık 1 Ocak ile 5 Kasım arasındaki yağış miktarlarını şöyle aktardı:
“2010’un Türkiye’de 1 Ocak ile 5 Kasım tarihleri arasında metrekareye 1059,1 kilogram yağış düşerek en çok yağış alan yıl olduğu görüldü. 2026 yılında, 1 Ocak ile 5 Kasım tarihleri arasında 1029,5 kilogram yağış düştü. Dolayısıyla 2026, Kandilli’nin 115 yıllık ölçüm periyodunda en çok yağış alan ikinci yılı oldu. Diğer en çok yağış alan yıllar ise şöyle sıralandı. 1997 yılında metrekareye 911,7 kilogram, 1981 yılında metrekareye 899,7 kilogram, 1951 yılında metrekareye 858,1 kilogram yağış düştüğü görüldü.”
Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Başkanı Firuz Bağlıkaya, yaptığı açıklamada, 2019-2020 eğitim öğretim döneminden itibaren uygulanmaya başlanan ara tatillerin zaman içinde turizm sektörü açısından yeni bir ara sezon oluşturduğunu söyledi.
Tüketicilerde ara tatil dönemini değerlendirme alışkanlığının giderek yerleştiğini, bu dönemin özellikle çocuklu ailelerin seyahat planlarında önemli bir yer edinmeye başladığını belirten Bağlıkaya, ailelerin sömestir tatilinde olduğu gibi ara tatil dönemini de önceden planlayarak seyahatlerini organize ettiğini dile getirdi.
Bağlıkaya, seyahat acentelerinin de bu döneme özel hazırladıkları tur paketleriyle farklı destinasyon ve tatil alternatiflerini vatandaşların beğenisine sunduğunu ifade ederek, “Bu yıl ara tatil dönemine yönelik yurt içi seyahat talebinde geçtiğimiz yıla göre yüzde 15, yurt dışı rezervasyonlarda da yüzde 5 artış söz konusu.” dedi.
Ara tatil döneminde yurt içinde termal turizm merkezlerinin öne çıktığını söyleyen Bağlıkaya, şöyle devam etti:
“Afyonkarahisar, Denizli (Pamukkale), Sapanca ve Bolu, talep gören destinasyonlar arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra Antalya ve Ege Bölgesi’ndeki, özellikle ısıtmalı havuzları ve ailelere yönelik etkinlik programları sunan oteller de tercih ediliyor. Akdeniz Bölgesi, Marmara’ya yakın destinasyonlar ve Kıbrıs da ailelerin ilgi gösterdiği diğer alternatifler arasında bulunuyor. Kültür turlarında ise Kapadokya, Güneydoğu Anadolu Bölgesi (GAP) ve Batı Karadeniz öne çıkıyor.
Yurt dışında Avrupa destinasyonları ağırlığını korurken İtalya, İspanya-Endülüs, Paris, Londra ve Orta Avrupa şehir turları tercih edilen rotalar arasında bulunuyor. Vizesiz veya daha kolay ulaşılabilen destinasyonlarda Balkan ülkeleri, Belgrad, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Kosova ve Bakü öne çıkıyor. Avrupa dışında Mısır, Kahire, Nil Nehri ve Şarm el Şeyh programlarıyla ilgi görmeye devam ediyor. Daha uzak ve deneyim odaklı seyahatlerde ise Japonya, Güney Kore, Tayland ve Güney Afrika turlarına yönelik talep dikkati çekiyor. Ayrıca Dubai ve Disneyland Paris gibi farklı tatil ve eğlence alternatifleri de ailelerin tercihleri arasında yer alıyor.”
Firuz Bağlıkaya, ara tatil döneminde seyahat sürelerinin tercih edilen destinasyona ve tatil programının içeriğine göre farklılık gösterdiğini dile getirdi.
Kısa süreli tatil planlayan aileler için 2-4 gecelik otel konaklamaları öne çıkarken kültür turlarında genellikle 3-5 günlük programların tercih edildiğini, hafta sonlarıyla birleştirilen ve uzak destinasyonlara yapılan seyahatlerde ise 5-7 gecelik konaklama seçeneklerine ilgi gösterildiğini belirten Bağlıkaya, şunları söyledi:
“Bu yıl ara tatil döneminde geçtiğimiz yıla göre yaşanmasını beklediğimiz artışla birlikte 1,5 milyon kişinin yurt içi ve yurt dışı turizm hareketlerine katılmasını öngörüyoruz. Bu hareketliliğin oluşturacağı ekonomik hacmin yaklaşık 50 milyar liraya ulaşmasını bekliyoruz. Memleket ziyaretlerini de eklediğimizde ara tatilin oluşturacağı toplam seyahat hareketliliği ve ekonomiye katkısının daha üst seviyelere çıkacağını ifade edebiliriz.
Bu ekonomik hareketliliğin ülkemize sağlayacağı katkının boyutu, seyahat ve konaklama hizmetlerinin hangi işletmeler aracılığıyla sunulduğuyla da yakından ilişkili. Dolayısıyla turizm sektöründe faaliyet gösteren tüm aktörlerin eşit yükümlülüklere tabi olması, hem yerli işletmelerimizin rekabet gücünün korunması hem de Türkiye’de yaratılan ekonomik değerin ülkemizde kalması açısından büyük önem taşıyor.”
TÜRSAB Başkanı Bağlıkaya, fiyatların destinasyon, ulaşım türü, konaklama süresi, otel kategorisi ve pakete dahil hizmetlere göre farklılık gösterdiğini belirterek, yurt dışı seyahatlerde uçak bileti, vize ve döviz kurunun, yurt içi seyahatlerde ise konaklama ve sunulan hizmetlerin kapsamının fiyatları belirleyen başlıca unsurlar olduğunu ifade etti.
Seyahat acentelerinden alınan bilgilere göre yurt içi kültür turlarında kişi başı fiyatların yaklaşık 5 bin liradan, yurt dışı turlarda ise 10-15 bin lira seviyelerinden başladığını dile getiren Bağlıkaya, “Fiyatlar tur süresine, tur kapsamında kullanılan ulaşım araçlarına ve konaklama gerçekleştirilecek tesisin niteliğine göre daha üst seviyelere çıkıyor.” diye konuştu.
Bağlıkaya, TÜRSAB üyesi seyahat acentelerinin her bütçeye uygun tatil alternatifleri sunduğunu belirterek şunları kaydetti:
“Henüz rezervasyon yaptırmamış vatandaşlarımızın rezervasyonlarını belgeli seyahat acenteleri üzerinden yaptırmaları mağduriyet yaşamamaları açısından büyük önem taşıyor. Vatandaşlarımıza tatil satın aldıkları dijital mecraların TÜRSAB üyesi acentelere ait olup olmadığını ilgili web sayfalarında bulunan TÜRSAB Dijital Doğrulama Sistemi üzerinden veya TÜRSAB’ın resmi web sayfası olan www.tursab.org.tr sayfasındaki Üye Seyahat Acentaları sekmesinden kontrol etmelerini tavsiye ediyoruz.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.