50,0016$%0,01
56,2234€%0,15
67,4123£%0,13
6.530,82%-0,07
10.733,00%-0,08
42.760,00%-0,08
4.061,44%-0,06
%
4011841฿%3.1665
2807Ł%2.7957
120927Ξ%5.55453
65.19%1.83824
49.99$%0.12197
06:06
04 Kasım 2026 Çarşamba
Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bölgedeki hastaların yurt dışında tedavi edilmesi için ekim ayı boyunca planlanan 17 günlük tahliye takviminin İsrail’in engellemeleri nedeniyle yalnızca 7 gün uygulandığı belirtildi.
Ekim ayında tedavi için Gazze dışına yalnızca 209 kişinin çıkabildiği aktarılan açıklamada, “İsrail’in sıkı kısıtlamaları, durumu kritik binlerce hastayı abluka altında tutuyor.” denildi.
Yurt dışına çıkışına izin verilen hasta sayısının Gazze’de yaşanan sağlık felaketi karşısında son derece yetersiz kaldığı vurgulanan açıklamada, İsrail’in bu uygulamayla binlerce insanın yaşamını kasıtlı olarak tehlikeye attığı ifade edildi.
Sınır kapılarının kapalı tutulduğu ve tahliye onaylarının bilinçli olarak geciktirildiği kaydedilen açıklamada, “Tıbbi tahliyeler birer zaman tuzağına dönüştürülerek kritik vakaların hayatta kalma şansını kaybetmesine neden olunmaktadır.” denildi.
Bakanlık, İsrail’in ablukayı ve kısıtlamaları derhal kaldırması, sınır geçişlerinin hastaların ve yaralıların nakli için kalıcı ve düzenli olarak açılması yönünde uluslararası toplumun İsrail’e güçlü bir baskı uygulaması çağrısında bulundu.
Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığından 9 Ekim’de yapılan açıklamaya göre, Gazze’de yurt dışında tedavi olmak için bekleyen kayıtlı 21 bin hasta bulunuyor. Bu hastaların 5 bin 803’ünü çocuklar, 4 bin 800’ünü ise tümör hastaları oluşturuyor.
Sınırlar kapalı tutulduğu için Gazze dışında tedavi olmayı beklerken yaşamını yitiren hastaların sayısı ise 264’ü çocuk olmak üzere 2 bin 27’ye ulaştı.
İsrail makamları, Gazze’nin dünyaya açılan tek kapısı Refah Sınır Kapısı’nda farklı güvenlik gerekçeleri öne sürerek tıbbi geçişleri ve insani yardımları sık sık engelliyor.
Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Ünal Üstel, Avrupa Komisyonu’nun 2026 Türkiye Raporu’nda Kıbrıs meselesine ilişkin yer verilen değerlendirmelere sert tepki gösterdi.
Başbakan Üstel’in açıklaması şöyle:
“Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı 2026 Türkiye Raporu’nda, Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs politikasının, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının, Maraş açılımının ve Türkiye ile KKTC arasında geliştirilmesi öngörülen enerji projelerinin hedef alınmasını şiddetle reddediyoruz. Bu rapor, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs meselesinde tarafsız ve adil bir yaklaşım sergilemekten ne kadar uzaklaştığını bir kez daha ortaya koymaktadır.
Ne yazık ki Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği, Kıbrıs meselesinin tarihsel sürecinde Kıbrıs Türk halkına karşı adil davranamamış, tarafsızlık ilkelerini koruyamamış ve giderek Rum-Yunan ikilisinin siyasi tezlerinin adeta borazanlığına soyunmuştur. 1963 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortaklık yapısı silah zoruyla yıkılırken, Kıbrıs Türk halkı devlet kurumlarından dışlanırken, köylerimiz saldırıya uğrarken ve insanlarımız can güvenliğinden mahrum bırakılırken uluslararası toplumun sergilediği tutum hafızalarımızdadır.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 186 sayılı kararıyla, Kıbrıs Türklerinin dışlandığı Rum yönetiminin adanın meşru hükümeti olarak muhatap alınması, Kıbrıs meselesindeki tarihsel adaletsizliğin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur. Avrupa Birliği ise 2004 yılında, Annan Planı’na Kıbrıs Türk halkı evet, Rum halkı hayır demesine rağmen, Rum yönetimini bütün adayı temsilen üyeliğe kabul ederek bu adaletsizliği daha da derinleştirmiştir. Çözüme evet diyen Kıbrıs Türk halkı izolasyonlara mahkum edilirken, çözüme hayır diyen Rum tarafı ödüllendirilmiştir.
Bugün aynı Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Türk halkına siyasi çözüm reçetesi sunmaya kalkışması, geçmişteki bu çifte standardı ibretlik bir şekilde gözler önüne sermektedir. Avrupa Birliği’nin iki devletli çözüm yaklaşımını hedef alması da kabul edilemez.
Kıbrıs’ta iki ayrı halk, iki ayrı demokrasi, iki ayrı devlet ve iki ayrı egemen yönetim bulunmaktadır. Bu gerçek, siyasi raporlarla veya tek taraflı kararlarla ortadan kaldırılamaz. Kıbrıs Türk halkı Rum yönetiminin azınlığı değildir ve hiçbir zaman olmayacaktır. Egemen eşitliğimizin ve eşit uluslararası statümüzün kabulü, bizim açımızdan adil ve sürdürülebilir bir çözümün temelidir.
Maraş konusunda da Avrupa Birliği’nin yalnızca Rum tarafının taleplerini esas alan yaklaşımını reddediyoruz. KKTC’nin kendi egemenliğindeki tasarruflarına ilişkin tutumu açıktır. Atılan adımların uluslararası hukuk ve mülkiyet hakları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Türkiye ile KKTC arasında planlanan Anamur–Teknecik doğal gaz boru hattının raporda eleştiri konusu yapılması ise son derece düşündürücüdür.
Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliğini güçlendirecek, ekonomik kalkınmasına katkı sağlayacak ve refah seviyesini yükseltecek projelerin Rum yönetiminin onayına bağlanmak istenmesini kabul etmiyoruz. Türkiye’den KKTC’ye getirilen su, halkımız için nasıl hayati bir kazanım olmuşsa, doğal gaz ve elektrik bağlantıları da geleceğimiz açısından aynı derecede stratejik öneme sahiptir.
Avrupa Birliği, Rum yönetiminin enerji projelerini desteklerken Kıbrıs Türk halkının enerji güvenliğine yönelik girişimlere karşı çıkmasının yarattığı çifte standardı açıklamak zorundadır. Aynı şekilde Türkiye’nin adadaki askeri varlığının hedef alınmasını da reddediyoruz. Kıbrıs Türk halkı 1963–1974 yılları arasında yaşadıklarını unutmamıştır.
Anavatan Türkiye’nin etkin ve fiilî garantörlüğü, halkımızın güvenliği bakımından vazgeçilmezdir. Türk askerinin adadaki varlığı bizim için bir tehdit değil, güvenliğimizin en önemli teminatıdır. Avrupa Birliği, Doğu Akdeniz’de Rum-Yunan ikilisinin girişimlerini desteklerken Türkiye’nin ve Kıbrıs Türk halkının meşru hak ve çıkarlarını görmezden gelen bir yaklaşım sergilemektedir.
Buradan Avrupa Birliği’ne ve Birleşmiş Milletler’e açıkça sesleniyorum: Kıbrıs meselesinde gerçekten adil ve kalıcı bir çözüm istiyorsanız, önce Kıbrıs Türk halkına karşı yıllardır sürdürülen eşitsiz muameleyi, ambargo ve izolasyonları sorgulayınız. Rum tarafını adanın tek sahibi olarak gören anlayıştan vazgeçiniz. Kıbrıs Türk halkının iradesini, egemenliğini ve eşit uluslararası statü talebini yok sayarak kalıcı bir uzlaşmaya ulaşılamayacağını kabul ediniz.
Kıbrıs Türk halkının geleceği Brüksel’de hazırlanan tek taraflı raporlarla değil, kendi özgür iradesiyle belirlenecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile tam bir dayanışma içerisinde, egemen eşitliğimizden, devletimizden, güvenliğimizden ve halkımızın haklarından asla taviz vermeyeceğiz.
Avrupa Birliği’ne sesleniyorum: Kıbrıs Türk halkını yok sayan hiçbir yaklaşım adil değildir. Rum-Yunan tezlerini tekrarlamak çözüm üretmez. Kıbrıs’ta kalıcı barışın yolu, adadaki iki halkın haklarına ve siyasi eşitliğine,ayrı egemenliğine saygı gösterilmesinden geçmektedir.
Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir. Anavatan Türkiye ile birlikte haklarımızı, devletimizi ve geleceğimizi kararlılıkla savunmaya devam edeceğiz.”
Üstel: Kıbrıs Türk halkının egemenliği, güvenliği ve geleceği AB’nin siyasi raporlarına teslim edilemez yazısı ilk önce Eksen Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.
Haberin tamamı: Eksen Kıbrıs
TFF’nin açıklamasına göre, Paket A (TFF Süper Lig Yayın), Paket B (TFF 1. Lig Yayın ile TFF Süper Lig ve 1. Lig Radyo Yayını, Geniş Özetler), Paket C (TFF Süper Lig ve 1. Lig Uluslararası Yayın), Paket D (Uluslararası Bahis Sitelerinden Yayın ve Dijital Özetler) ve Paket E (Tüm Paketler) ilişkin ihale, kapalı teklif ve açık artırma usulüyle yapılacak.
TFF Süper Lig ve 1. Lig müsabakalarından elde edilecek veri hakları ihale kapsamında olmayacak.
Yayın ihalesine katılabilecek sermaye şirketleri, kamu kurum ve kuruluşları, ortak girişimler veya iş ortaklıkları, ihale dokümanlarını, satış bedeli 750 bin lirayı TFF’nin banka hesabına ödeyerek Riva’daki federasyona ait tesislerde bulunan TFF Mali İşler Direktörlüğü’nden alabilecek.
Teklif vermek isteyenler, 30 Kasım Pazartesi günü saat 14.00-14.10 arasında, Riva’daki tesislerde Yayın İhale Komisyonu’na noter huzurunda tekliflerini sunabilecek.
Federasyondan yapılan açıklamada ayrıca TFF’nin, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümlerine tabi olmadığı gibi, tüm teklifleri reddetmekte veya ihaleyi iptal etmekte serbest olduğu belirtildi.
TBMM’de kabul edilen 22 Ekim tarihli ve 7596 sayılı Tasfiyesine Karar Verilen Bazı Yatırım Fonları Hakkında Kanun ile Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) tasfiye ve ödemelere ilişkin usul ve esaslar hakkındaki 27 Ekim tarihli ve 76/1903 sayılı karar doğrultusunda, fon sahiplerine ara ödemeler yapılmaya devam ediliyor.
Fonların tasfiye sürecinde olağanüstü tasfiye kapsamında 390 bin 219 yatırımcıya 62,2 milyar lira ödeme yapıldığı öğrenildi. Bu yatırımcılardan 133 bin 839’unun ana parasının tamamının karşılandığı belirtildi.
Olağan tasfiye kapsamında ise 55 bin 821 yatırımcıya toplam 55,4 milyar lira ödeme gerçekleştirildiği öğrenildi.
Milli İstihbarat Teşkilatının (MİT) eski görevlisi Kaşif Kozinoğlu'nun ölümüne ilişkin yeniden başlatılan soruşturma kapsamında, Adli Tıp Kurumunca, Kozinoğlu'nun mezarından alınan örneklerde yapılan incelemede, ölümünün kalp hastalığı sonucu meydana geldiği belirlendi.04/11/2026 22:44
Millihaber
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.