49,9256$%0,07
55,7150€%-0,26
66,9473£%0,11
6.222,90%-3,56
10.250,00%-3,31
40.823,00%-3,39
3.874,94%-3,64
%
3881387฿%0.70224
2792.75Ł%1.35643
113218Ξ%1.30541
62.45%0.5294
49.91$%0.02988
12:53
01 Kasım 2026 Pazar
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden yapılan derlemeye göre, savunma, havacılık ve uzay gibi stratejik alanlarda teknolojik ilerlemeyi destekleyen AR-GE harcamaları, 10 yıllık dönemin sonunda en yüksek düzeyine ulaştı.
AR-GE harcamaları 2016’da 29 milyar 412 milyon lira seviyesindeyken 2021’de ilk kez 101 milyar 738 milyon liraya yükseldi. Söz konusu tutar 2022’de ise 198 milyar 670 milyon lira olarak gerçekleşti.
Harcamalar 2023’te 377 milyar 542 milyon lirayken 2024’te 651 milyar 822 milyon liraya çıktı. Geçen yıl ise söz konusu rakam tarihi seviyesi olan 980 milyar 428 milyon liraya ulaştı.
Böylece AR-GE harcamaları 2016-2025 döneminde 33 katına çıktı. Toplamda ise harcamalar 10 yılda 2 trilyon 550 milyar 292 milyon lirayı buldu.
Gayri Safi Yurt İçi AR-GE harcamasının Gayri Safi Yurt İçi Hasıla (GSYH) içindeki oranı 2016’da yüzde 1,12 iken 2025’te 63 trilyon 20 milyar 906 milyon liralık GSYH içindeki oranı yüzde 1,55 olarak gerçekleşti.
Toplam AR-GE personeli sayısı söz konusu dönemde 178 bin 805 arttı. Tam zaman eş değeri (TZE) cinsinden personel sayısı 2016’da 139 bin 177 kişi iken 2025’te 317 bin 982 kişiye çıktı.
Kadın AR-GE personel sayısı, geçen yıl 108 bin 453 kişiyle toplam AR-GE personel sayısının yüzde 34,1’ini oluşturdu. Bu pay 2016’da 43 bin 48 kişiyle yüzde 31,4 seviyesindeydi.
Öğrenim durumuna göre AR-GE personeli sayısı geçen yıl itibarıyla incelendiğinde personelin yüzde 40,6’sının lisans eğitim düzeyine sahip olduğu görüldü. Bunu sırasıyla yüzde 31 ile doktora veya eş değeri, yüzde 19,4 ile yüksek lisans, yüzde 4,9 ile meslek yüksekokulu ve yüzde 4,1 ile lise ve altı kategorileri takip etti.
AR-GE harcamalarının geçen yıl itibarıyla en yüksek olduğu bölge İstanbul olarak kayıtlara geçti. Bu ili Ankara ve Kocaeli ile Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova bölgeleri izledi.
İmalat sanayisinde teknoloji düzeyine göre AR-GE harcamalarına bakıldığında, verilerin tutulmaya başlandığı 2015 yılından 2017’ye kadar orta-yüksek teknolojiye yapılan yatırımlarının başı çektiği görüldü. Sonraki yıllarda da yüksek teknolojiye yapılan harcama orta-yüksek teknoloji harcamalarının önüne geçerek ilk sırada yer aldı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında yürüttüğü çalışmalarla yüksek teknoloji alanındaki AR-GE yatırımları da ivme kazandı. Bu kapsamda 2016’da yüksek teknolojide AR-GE harcaması 3 milyar 452 milyon lira iken bu rakam 10 yılda yaklaşık 45 katına çıkarak 154 milyar 24 milyon liraya yükseldi.
İmalat sanayisindeki AR-GE harcamalarının teknoloji düzeylerine göre dağılımında, yüksek teknoloji grubundaki girişimler ilk sırada yer aldı.
Geçen yıl imalat sanayisindeki 322 milyar 656 milyon liralık AR-GE harcamasının yüzde 47,7’sini yüksek teknoloji faaliyetinde yer alan girişimlerin gerçekleştirdiği görüldü.
Bu alandaki toplam AR-GE harcamasının yüzde 40,7’si orta yüksek, yüzde 7,2’si orta düşük ve yüzde 4,4’ü düşük teknoloji faaliyetindeki girişimlerce yapıldı.
2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndan yapılan derlemeye göre, bilgi ve iletişim teknolojileri sektörü, Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’ya (GSYH) doğrudan katkı sağlarken tüm sektörlerde yenilikçiliğin gelişmesine ve verimlilik düzeyinin artmasına da önemli düzeyde etki ediyor.
Elektronik haberleşme sektöründe altyapıya dayalı rekabetin tesisini sağlamak üzere altyapı işletmeciliği alanında haziran itibarıyla 206 işletmeci yetkilendirildi. Bu işletmecilerin 1 yılda yaptığı 82 bin kilometre fiber altyapı yatırımıyla toplam fiber uzunluğu yüzde 12,9 artış göstererek 2026 yılının ikinci çeyreği itibarıyla 720 bin 12 kilometreye ulaştı.
Sabit genişbant erişim pazarında, abone sayısına göre DSL hizmeti pazar payı geçen yılın ikinci çeyreğinde yüzde 46,4 iken bu yılın aynı döneminde yüzde 37,8 olarak gerçekleşti. Bu dönemde kablo internet hizmetinin pazar payı yüzde 7,1 seviyesinde yatay seyretti. Yerleşik işletmecinin sabit genişbant pazarındaki payı ise Haziran 2026 itibarıyla yüzde 53,1 seviyesinde gerçekleşti.
5G mobil elektronik haberleşme altyapılarına ilişkin yetkilendirmelerin 2025 yılında tamamlanmasının ardından 1 Nisan 2026 itibarıyla 81 ilde 5G hizmetlerinin sunulmasına başlandı.
Haziran itibarıyla mobil haberleşme hizmetlerini kullanan toplam abone sayısı 87 milyon olup 5G hizmeti aktif abone sayısı aynı dönemde 44,3 milyona yaklaştı. Toplam mobil abone sayısı, makineler arası iletişim dahil edildiğinde 102,2 milyona ulaştı.
Geçen yılın haziran ayı itibarıyla 76,6 milyon olan toplam mobil genişbant abone sayısı yüzde 4’lük artışla Haziran 2026’da 79,7 milyona yükseldi. Toplam genişbant abone sayısı, 1 yılda yüzde 3,5 artış göstererek Haziran 2026’da 100,8 milyona ulaştı. Genişbant abone yoğunluğu ise Türkiye için yüzde 117,1 iken, OECD ülkelerinde Haziran 2024 itibarıyla yüzde 176,4 olarak gerçekleşti.
Öte yandan, eylül ayı itibarıyla teknoloji geliştirme bölgelerinde yer alan yaklaşık 12 bin firmanın yüzde 60’ının ve 1368 AR-GE merkezinin yüzde 22’sinin bilgi ve iletişim teknolojileri sektöründe faaliyet gösterdiği kayda geçti.
Ağustos 2026 itibarıyla, karasal ortamdan geçici yayın hakkına sahip televizyon yayın hizmeti sunan 142, radyo yayın hizmeti sunan 939 medya hizmet sağlayıcısı bulunuyor.
Uydu ortamından yayın lisansına sahip 264 televizyon ve 91 radyo bulunurken, kablo ortamında 156 televizyon ve 14 radyo hizmet sunuyor.
Radyo, televizyon ve isteğe bağlı yayın hizmetlerini internet ortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcılarının yayın lisansı, bu yayınları internet ortamından iletmek isteyen platform işletmecilerinin ise yayın iletim yetkisi alma zorunluluğu bulunuyor. Bu kapsamda internet ortamından yayın hizmeti sunan 45 kuruluşun televizyon, 25 kuruluşun radyo, 50 kuruluşun isteğe bağlı yayıncılık hizmeti lisansı, 20 platform işletmecisinin yayın iletim yetkisi bulunuyor.
Türkiye’de gelecek yıl ilaç ve tıbbi cihaz sektöründe yerli üretimi ve arz güvenliğini güçlendirmek için aşı ve biyoteknolojik ilaç projeleri desteklenecek, yerli kanser tanı kitlerinin geliştirilmesine yönelik ortaklıklar kurulacak ve yenilikçi tıbbi cihazların ticarileştirilmesinde kamu alımları etkin kullanılacak.
2027 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’ndan yapılan derlemeye göre, ilaç ve tıbbi cihaz sektöründe kamu alımlarının kaldıraç etkisinden yararlanılarak küresel pazardaki rekabet gücünün artırılması, ithalat bağımlılığının azaltılması ve arz güvenliğinin sağlanması hedefleniyor.
Bu doğrultuda üretim, AR-GE, klinik araştırma, test ve analiz altyapısının geliştirilmesine yönelik adımlar atılacak. Aşı ve alt bileşenlerine ilişkin sanayi, kamu ve özel sektör ortaklığında “yeni aşı adayı” projeleri desteklenecek. Bağışıklık kazandırma programı kapsamındaki aşıların, Türkiye’de üretilebilmesi sağlanacak. Programla, aşıların geliştirilmesi ve üretimine yönelik projeler, kamu, özel sektör ve AR-GE ekosistemi paydaşları arasındaki işbirlikleriyle desteklenecek.
Biyobenzer ilaçların üretim ve geliştirme faaliyetlerinin desteklenmesinin yanı sıra öncelikli ilaç teknolojileri ve biyoteknolojik ilaçların geliştirilmesine yönelik çağrılar da açılacak. İlaca erişimin artırılması amacıyla patent kuralları gözetilerek koruma süresi yeni dolan veya yakın zamanda dolacak biyoteknolojik ilaçların, Türkiye’de üretilebilmesi için mali ve altyapı destek mekanizmaları oluşturulacak.
Deney hayvanları kullanımına yönelik sertifika programları da düzenlenecek.
Yerli kanser tanı kitlerinin geliştirilmesi ve prototiplerinin üretilmesi amacıyla özel sektörle stratejik işbirlikleri ve proje ortaklıkları kurulacak.
Aşı, ilaç, tıbbi cihaz, tanı kiti ve yapay zeka tabanlı sağlık teknolojileri geliştiren girişimlere klinik araştırma süreçleri için bilimsel danışmanlık verilecek.
Yenilikçi sağlık teknolojilerinin klinik araştırmaya hazırlanması aşamasında protokol, merkez seçimi, gönüllü katılımı, etik kurul ve düzenleyici süreçlere ilişkin rehberlik sağlanacak.
Sağlık ve biyoteknoloji alanındaki teknoloji girişimlerine yönelik hızlandırma merkezi modeli tasarlanarak “pilot hızlandırma programı” uygulanacak.
Kamu desteğiyle geliştirilen yenilikçi tıbbi cihazların ticarileştirilmesini kolaylaştırmak için kamu alımları etkin kullanılacak.
Türkiye’nin biyoteknolojik ilaçların üreticisi ve ihracatçısı olma hedefine katkı sağlamak üzere ilaç, tıbbi cihaz ve biyoteknolojik ürünlere yönelik test, sertifikasyon ve ruhsatlandırma alanında uluslararası akreditasyona sahip test ve analiz altyapısı oluşturulacak.
İlaç, tıbbi cihaz ve biyoteknolojik ürünlerde test ve analiz altyapısının geliştirilmesi kapsamında Aziz Sancar Araştırma Merkezi bünyesindeki laboratuvarın ISO 15189, ISO 20387 ve ISO 27001 standartlarına yönelik hazırlık süreçleri de yürütülecek.
Başta savunma sanayisi olmak üzere, diğer sektörlerden tıbbi cihaz sektörüne teknoloji transferi sağlayan projeler desteklenecek. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) Sanayi AR-GE Destek Programı ve KOBİ AR-GE Başlangıç Destek Programı çağrılarına sunulan askeri ve sivil amaçlarla kullanılan yenilikçi teknolojilere yönelik projelere öncelik verilecek.
Sağlık Vadisi’nin kurulmasına yönelik yöntemler belirlenerek mevzuat çalışmaları yürütülecek.
Türkiye tarafından yurt dışında kurulan veya desteklenen sağlık tesislerinin ihtiyaç duyduğu ilaç, tıbbi cihaz ve sarf malzemelerinin, yerli üreticilerden teminine yönelik dijital tedarik ve izleme sistemi oluşturulacak.
İlaç ihracatına ilişkin kısıtlamaların kaldırılması ve Avrupa Birliği (AB) ile karşılıklı tanıma anlaşmalarının hayata geçirilmesi hedefiyle, Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumuna bağlı ihracat kontrolörlük birimleri de kurulacak.
Programda sektörün mevcut durumuna ilişkin verilere de yer verildi. İlaç sanayisinde üretim, bu yılın ocak-temmuz döneminde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,2 arttı. Türkiye ilaç pazarında yılın 8 ayında 1,74 milyar kutu satılırken bu satışların değeri 418,4 milyar liraya ulaştı. Yılın 7 ayında Türkiye’de üretilen ilaçların pazardaki payı kutu bazında yüzde 92, değer bazında yüzde 52,5 olarak gerçekleşti.
Tıbbi cihaz sektöründe ise 2025’te dış ticaret hacmi yaklaşık 4,5 milyar dolar, ihracat 1,3 milyar dolar oldu. Sektörde ihracatın ithalatı karşılama oranı, bu yılın ilk 5 ayında yüzde 46 olarak kaydedildi.
Bakan Ersoy, bu yıl dördüncüsü düzenlenen Antalya Kültür Yolu Festivali’nin Haşim İşcan Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen açılış töreninde yaptığı konuşmada, festivalin kültür, sanat, bilgi ve eğlenceyi bir araya getirdiğini ifade etti.
Festivalin dünyanın en kapsamlı, geniş katılımlı, içerik çeşitliliği ve ziyaretçi sayısıyla en renkli ve ilgi gören organizasyonlarından biri haline geldiğini anlatan Ersoy, festivalle Türkiye’ye bir marka kazandırdıklarını dile getirdi.
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin her yıl büyüyerek daha geniş kitlelere ulaştığını belirten Ersoy, bu yıl 26 ili kapsayan organizasyonun gelecek yıl 32 ilde düzenleneceğini kaydetti.
Antalya’da festival kapsamında 40’tan fazla mekanda 440’tan fazla etkinlik gerçekleştirileceğini bildiren Ersoy, ziyaretçiler için 85 lezzet durağının da belirlendiğini söyledi.
Akdeniz mutfağında Yörük kültürünün güçlü etkisiyle kendine özel bir yer edinen Türk mutfağının lezzetlerinin ziyaretçilerin deneyimine sunulacağını aktaran Ersoy, festivalin konserlerden sergilere, opera ve bale gösterilerinden tiyatroya kadar geniş bir programa sahip olduğunu kaydetti.
Bakan Ersoy, Konyaaltı Beach Park’ta kurulacak ana sahnede Simge, Poizi, Sefo, Gökhan Türkmen, Ebru Yaşar, Demet Akalın ve Hakan Altun’un konser vereceğini belirtti.
Ersoy, “Anna Karenina”, “Carmina Burana” ve “Attila” gibi eserlerin de sanatseverlerle buluşacağını ifade etti.
Festival kapsamında Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri, Yaşayan Miras Antalya ve Üç Ressam sergilerinin de ziyaret edilebileceğini anlatan Ersoy, geleneksel el sanatları atölyeleriyle bölgenin kültürel değerlerinin tanıtılacağını kaydetti.
“Yaşayan Miras” başlığı altında atölyeler, kısa film gösterimleri ve düğmeli evler üzerine söyleşi düzenleneceğini aktaran Ersoy, festivalin geleneksel değerleri anlatmaya, yaşatmaya ve muhafaza etmeye devam edeceğini vurguladı.
“Üç Ressam” sergisiyle Mustafa Taviloğlu’nun koleksiyonunun sanatseverlerin ziyaretine açılacağını bildiren Ersoy, koleksiyonda Alaeddin Aksoy, Mehmet Güleryüz ve Komet gibi farklı sanat yaklaşımlarının bir araya geldiğini belirtti.
Gastronominin Bakanlık olarak büyük önem verdikleri alanlardan biri olduğunu vurgulayan Ersoy, “Türk mutfağını dünyada hak ettiği zirveye taşımak ve küresel bilinirliğini artırmak için çalışıyoruz. Festivali Türk mutfağının zenginliğini tanıtmak için bir vitrin olarak kullanıyoruz. Şehir şehir ve bölge bölge şeflerin hazırladığı lezzetleri ziyaretçilere sunuyoruz.” diye konuştu.
Antalya gastronomi programına şef Mehmet Akdağ’ın ev sahipliği yaptığını belirten Ersoy, Antalya, Korkuteli, Elmalı, Gömbe, Finike, Beycik ve Kaş rotası ile Manavgat ve Alanya rotalarının oluşturulduğunu bildirdi.
Lezzet noktalarının kentin geleneksel mutfak kültürünü çağdaş gastronomi anlayışıyla buluşturan ürünlerle misafirlerini ağırlayacağını ifade eden Ersoy, festivalde 10’dan fazla konser, 30’un üzerinde sergi ve yerleştirme, 30’a yakın atölye, gezi organizasyonları ve fotoğrafçılık etkinliklerinin de gerçekleştirileceğini kaydetti.
Antalya’nın turizm potansiyelini geliştirmek ve kültürel mirasını korumak için yatırımların sürdüğünü, kente toplam maliyeti 8 milyar lirayı bulan yatırımlar kazandırdıklarını belirterek, şunları paylaştı:
“Antalya İbradı Ormana Kültür Merkezi’ni 87 milyon lira yatırımla hizmete açtık. Kamu Eliyle Yapılan Kültür Yatırımlarına Destek Projesi kapsamında 4 projeye 11,1 milyon lira destek sağladık. Serik 2 Atıksu Arıtma Tesisi’nin inşasını ve Boğazkent Terfi Merkezi ile terfi çalışmalarını 2022’de, Kemer-Çamyuva Atıksu Arıtma ve Bağlantılı Altyapı Tesisleri’ni ise 2024’te tamamlayarak toplam maliyetleri 8 milyar lira olan yatırımları kente kazandırdık. Kocayatak ve Çandır mahallelerini kapsayacak ilave kanalizasyon terfi hattı ve bağlantılı altyapı tesisleriyle Serik 2 Atıksu Arıtma Tesisi’ndeki mevcut ünitelere ilave olarak 2 Son Çöktürme Havuzu ve dezenfeksiyon ünitesinin yapımı sürüyor. İnşallah bu ayın sonunda bu çalışmaları da tamamlamış olacağız.”
Kentte vatandaşların üst düzey hizmet alabilmesi amacıyla 5 yıldız kalitesinde 14 ücretsiz halk plajı açtıklarını bildiren Ersoy, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü aracılığıyla 2018-2026 yıllarında 24 proje ve 101 uygulama işini tamamladıklarını, 9 proje ve 9 uygulama işinin ise devam ettiği bilgisini verdi.
Bu rakamların turizmle birlikte kültürel mirasın korunması ve yaşatılması konusunda Antalya’ya verilen önemin somut göstergesi olduğunu vurgulayan Ersoy, “Arkeoloji tarihinin en büyük projesi olarak nitelendirdiği Geleceğe Miras kapsamında 2024 itibarıyla Antalya’da 26 arkeolojik alanda çalışma yürüttük. Bu doğrultuda 2024-2026 döneminde kazı ve basit onarım çalışmaları için 1 milyar 60 milyon liranın üzerinde ödenek aktardık. Arkeolojik alanlarda yürütülecek koruma ve restorasyon çalışmalarının bilimsel altyapısını oluşturmak ve ziyaretçi kullanımına yönelik ihtiyaçları karşılamak amacıyla 14 projeyi tamamladık. 7 proje ise sürüyor.” ifadelerini kullandı.
Son 8 yılda Antalya Etnografya, Mevlevihane, Nekropol, Alanya Atatürk Evi ve Likya Uygarlıkları müzeleri ile Side Arif Müfid Mansel Arkeoloji Müzesi’ni ziyarete açtıklarına değinen Ersoy, 2018’den bu yana kentte toplam 8 koruma amaçlı imar planı çalışması yürüttüklerini, bunlardan 6’sını tamamladıklarını, 2’sinin ise devam ettiğini kaydetti.
Ersoy, Antalya’nın dünya turizmindeki payını artırmak, kültürel mirasını korumak, yaşatmak ve geleceğe taşımak amacıyla çalışmaların sürdürüleceğini ifade etti.
Türk turizmini 12 aya ve 81 ile yayma hedefleri olduğuna dikkati çeken Ersoy, şunları dile getirdi:
“Bu doğrultuda pazar çeşitliliğini artırmak, farklı pazarların ilgi ve beklentilerine cevap verecek zengin bir ürün ve hizmet yelpazesi oluşturmak önemli. Farklı imkan ve deneyimler sunarak kazanımların korunduğu, gelişim ve yeniliklerde sürekliliğin sağlandığı sürdürülebilir bir turizm ekosistemi oluşturmayı amaçlıyoruz. Bu sağlandığında en önemli ve büyük hedeflerimizden birini, aslında dünya turizminin de olmazsa olmazı bir hedefi gerçekleştirmiş olacağız. O da krizlere dayanıklı bir turizm sektörüdür. TGA gibi kurumsal yapılanmalarla, şehir şehir, bölge bölge yapılan yatırımlarla, tesis, personel, ulaşım, tanıtım ve sürdürülebilirlik gibi konularda yakaladığımız yüksek standartlarla bunun adımlarını attık, atıyoruz. James Cook krizinden Kovid-19 salgınına, Rusya-Ukrayna Savaşı’ndan İran-İsrail-ABD çatışmalarına, yaşanan ve süren farklı olaylarda bu direnci ülkemize kazandırdığımızı da çok şükür gösterdik. Tabii ki daha fazlası için çalışmaya aralıksız devam ediyoruz. Antalya, bu alandaki en büyük projelerimizden birine ev sahipliği yapacak.”
Antalya’nın kültür ve turizm yatırımlarıyla geleceğe hazırlandığını, havalimanı kapasite artırımı çalışmalarından kara yolu ulaşımına kadar diğer bakanlıklarla işbirliği yürütüldüğünü anlatan Ersoy, kentin M.I.C.E. (toplantı, teşvik gezisi, kongre ve etkinlik) turizminde dünyanın gözde destinasyonlarından biri olmasını sağlayacak bir projeyi hayata geçireceklerini bildirdi.
Bakan Ersoy, bu kapsamda 9-20 Kasım tarihlerinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) Antalya’da düzenleneceğini hatırlattı.
COP31’in ardından Antalya EXPO alanında Türkiye’nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birini hayata geçirmek üzere çalışma başlatacaklarını açıklayan Ersoy, bu amaçla Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) çatısı altında profesyonellerden oluşan yeni bir yapılanmaya gidileceğini vurguladı.
Ersoy, projenin Antalya’nın kongre ve fuar turizmi ihtiyacına cevap vereceğini belirterek, şunları kaydetti:
“COP31’e ev sahipliği yaptıktan sonra Antalya EXPO alanında Türkiye’nin en büyük ve en önemli fuar, kongre ve etkinlik merkezlerinden birini hayata geçirmek üzere TGA çatısı altında kuracağımız ve profesyonellerden oluşan yeni bir yapılanmaya gideceğiz. Antalya turizminin önemli bir ihtiyacı olan kongre ve fuar turizmi için dünya ölçeğinde ve çok üst düzey nitelikte bir merkez oluşturarak kış ve bahar dönemlerine de hareketlilik kazandıracağız. Bu seçkin projenin sosyal, kültürel ve sanatsal anlamda Antalyalıların hayatına büyük değer katacağına, sektörümüze yönelik oluşturacağımız bu yeni destek mekanizmasının turizmde ciddi bir fark yaratacağına inanıyorum. Ülkemize ve Antalya’mıza hayırlı olmasını temenni ediyorum.” değerlendirmesinde bulundu.
Antalya Valisi Hulusi Şahin de festivalin Antalya için bir marka haline geldiğini dile getirdi.
Festivalin Antalya’ya yakıştığını, kentin kalbi konumundaki Kaleiçi bölgesine önemli bir dinamizm kattığını aktaran Şahin, festivalin esnafa da can suyu olduğunu, şehrin kültür ve sanat hayatına kalite getirdiğini vurguladı.
AK Parti Antalya Milletvekili İbrahim Ethem Taş ise Antalya’nın denizin, güneşin ve turizmin yanı sıra tarihin, medeniyetin ve kültürün başkenti olduğunu belirtti.
Taş, Antalya Kültür Yolu Festivali’nin kentin sahip olduğu eşsiz mirasın dünyaya tanıtılmasının önemli bir aracı olacağını söyledi.
Açılış törenine, AK Parti Antalya Milletvekilleri Mustafa Köse, Kemal Çelik ve Tuba Vural Çokal da katıldı.
Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin bu yılki duraklarından Antalya’da düzenlenecek festival kapsamında konserlerden sergilere, opera ve bale gösterilerinden tiyatroya, arkeoloji gezilerinden geleneksel sanat atölyelerine kadar çeşitli etkinlikler gerçekleştirilecek.
Festival, 8 Kasım’da sona erecek.
Körfez ülkelerinden Amerikan MS Now kanalına konuşan 3 yetkili, ABD-İran arasındaki olası bir tansiyon yüksekliğine ilişkin iddialarda bulundu.
Buna göre yetkililer, Trump yönetiminin Körfez ülkelerine konuya ilişkin bilgi verdiğini, kasım başında İran’a yönelik “kısa ve yoğun bir saldırı dalgası”na hazırlıklı olmaları konusunda uyarıda bulundu.
Yetkililer ayrıca yönetimin, bu saldırıların ABD’de 3 Kasım’da yapılacak Kongre ara seçimlerinden bir gün sonra gibi erken bir tarihte de olabileceğini ilettiğini savundu.
Bir diğer yetkili ise Körfez devletlerinin ABD’nin ülkelerindeki üslerden saldırı düzenlemesine karşı çıkmasının “olası” olduğuna işaret etti.
Kamuoyuna açıklama yapma yetkisi bulunmayan bir Beyaz Saray yetkilisi ise konuya ilişkin, “Var olup olmadığı belli olmayan hassas askeri planlar hakkında yorum yapmıyoruz. Başkan Trump, İran’ın asla nükleer silaha sahip olmaması için tüm seçenekleri masada tutuyor.” ifadelerini kullandı.
Wall Street Journal (WSJ) gazetesi de ABD’nin Körfez ülkelerini daha önce İran ile askeri bir tırmanışa karşı hazırlıklı olmaları konusunda uyardığını duyurmuştu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.