49,6090$%0,08
55,5785€%-0,14
66,4170£%-0,14
6.384,76%-0,62
10.541,00%-0,14
42.017,00%-0,14
3.995,69%-0,72
%
4010358฿%-1.37527
2828.34Ł%-4.66248
118042Ξ%-1.17863
64.04%-2.89442
49.66$%-0.03682
12:53
24 Ekim 2026 Cumartesi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Kurum, İstanbul’da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği programda konuştu.
Dünyanın siyasi istikrarsızlıkların derinleştiği, çatışmaların ve sıcak savaşların milyonları yerinden ettiği, ekonomik krizlerin ve barınma gibi temel insani sorunların tüm coğrafyaları sarstığı son derece kırılgan bir dönemden geçtiğini kaydeden Kurum, küresel konut krizleri, enerji darboğazları ve küresel tedarik zincirlerindeki kırılmaların, karar alıcıların ve liderlerin mesaisini bu krizleri yönetmeye mahkum ettiğini ifade etti.
Bakan Kurum, asıl büyük krizin iklim değişikliğiyle birlikte bu gezegenin artık üzerinde nefes alınamayacak ve yaşanılamayacak bir yere dönüşme tehlikesi olduğuna dikkati çekerek, tam da böyle bir dönemde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde 9-20 Kasım’da Antalya’da COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlandığını vurguladı.
Dünyanın iklimin geleceğini konuşmak üzere Türkiye’ye geleceğini anlatan Kurum, Akdeniz havzasındaki konumuyla iklim krizinin yıkıcı etkilerine maruz kalan bir ülke olarak çıkarılan dersleri, sahada kazanılan tecrübeyi ve geliştirilen çözümleri dünyayla paylaşacaklarını kaydetti.
Kurum, COP’un BM çatısı altında yürütülen küresel iklim görüşmelerinin en üst düzey buluşması olduğunu, devlet ve hükümet başkanlarını, bilim insanlarını, iş dünyasını, gençleri ve sivil toplumu, yüz binleri Antalya’da ağırlayacaklarını söyledi.
Türkiye’nin bu noktaya gelişinin arkasında yıllara dayanan güçlü bir hazırlık olduğunun altını çizen Kurum, Paris Anlaşması’na taraf olduklarını, “2053 net sıfır emisyon” hedefini dünyaya ilan ettiklerini, İklim Şurası’nı gerçekleştirdiklerini, hemen ardından ortaya koydukları hedeflere yönelik İklim Kanunu’nu çıkardıklarını aktardı.
Bakan Kurum, COP31’e giden süreçte yaptıkları çalışmalara ilişkin şu bilgileri verdi:
“1 milyon 100 bin metrekarelik bir alandan bahsediyoruz. Buluşmaya gerçekten heyecanlı bir şekilde hazırlanıyoruz. Hazırlık planımızda 527 bin metrekarelik Mavi Bölge’miz var, 582 bin metrekarelik Yeşil Bölge’de etkinliklerimiz olacak. Çok kapsamlı bir çalışma yürüttük. Ulaşım bağlantılarından güvenlik sistemlerine, toplantı salonlarından basın ve yayın altyapısına kadar her ayrıntı üzerinde çalıştık. Gelen her misafirin güvenli, huzurlu bir şekilde alandan istifade etmesini sağlayacak yatırımlarımızı yaptık. Mavi Bölge’de BM’nin resmi müzakereleri yürütülecek. 11-12 Kasım’da Dünya Liderleri Zirvesi de burada yapılacak. Şu ana kadar 85 hükümet ve devlet başkanı katılımını bildirdi. Uluslararası medyanın oldukça yoğun ilgisi var, yaklaşık 3 bin gazeteci akredite oldu. Yeşil Bölge ise ülkemizin dünyaya açılan vitrini olacak. Binlerce insanın iklim çözümlerini yakından takip ettiği, bilimle, sanatla, teknolojiyle buluşabileceği bir alan olacak. Burada üniversiteler, girişimciler, gençler ve sivil toplum kuruluşları aynı çatı altında bir araya gelecekler.”
Kurum, COP31’i sadece bir zirve olarak görmediklerini, küresel görünürlük, diplomatik etki, uluslararası işbirlikleri, yatırım ve yeşil dönüşüm açısından önemli bir fırsat olarak düşündüklerini, gelecekte bu sürece liderlik eden, süreci tüm sektörleriyle birlikte benimseyen bir ülke olarak COP Başkanlığını yürüttüklerini anlattı.
Finansman, yatırım, teknoloji, şehircilik, sanayi, istihdam ve uluslararası itibar boyutlarıyla COP31’in Türkiye’ye sağlayacağı kazanımlara işaret eden Kurum, “Bu fırsata liderlik eden ve önümüzdeki süreçte üretimini, istihdamını, sanayisini, teknolojisini bu konuya göre revize eden, yenileyen bir Türkiye olmak istiyoruz.” dedi.
Türkiye’nin ve dünyanın gelecekteki 50 yılını etkileyecek, tarihin akışına olumlu anlamda büyük katkı sunacak iradeyi ortaya koyduklarını belirten Kurum, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bugün yaşadığımız enerji, güvenlik krizlerinin sonucunda her ülkenin kendi kendine yetebileceği bir politikayı ortaya koyması gerektiğine inanıyorum. Her ülke ve vatandaşı kendi sınırları içerisinde özgür bir şekilde yaşamak istiyorsa tüm dünya bunu sağlamak mecburiyetinde. Türkiye olarak, devletimiz ve milletimizden aldığımız güçle, hiçbir tereddüde yer bırakmadan, en net ve kararlı duruşumuzla, aksiyon gücümüzle, kimseyi geride bırakmadan herkesi sürece dahil ederek, doğu ile batı, kuzey ile güney arasında köprü vazifesi görecek ve tüm medeniyetlerin buluşma noktası olan Türkiye’de, Antalya’da bu büyük dönüşüme liderlik edeceğiz.”
Murat Kurum, söz konusu temaslardan elde ettikleri birikimle Başkanlık Eylem Gündemi’ni 10 öncelikli tema üzerine kurguladıklarını söyledi.
“Temiz enerji ve elektrifikasyon”, “sıfır atık”, “gıda güvenliği”, “iklim uygulama köprüsü”, “okyanuslar ve denizler” gibi 10 başlıkta bu gündemi belirlediklerine dikkati çeken Kurum, finansmanı, teknolojiyi ve kapasite geliştirmeyi de bütün bu çalışmaların ortak ihtiyacı olarak ele aldıklarını vurguladı.
Kurum, belirlenen başlıkları hedeflerle buluşturduklarını, 2035 yılına kadar uzanan 6 küresel uygulama hedefiyle eylem gündemini desteklediklerini dile getiren Kurum, “Elektriğin dünya genelindeki nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 35’e yükseltilmesini istiyoruz. Fosil yakıtlardan uzaklaşmaya ilişkin irade 2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefini hayata geçirmekle anlamlı olacaktır. Nüfus, atık artıyor. Küresel atık artış hızını yarı yarıya indirmeyi hedefliyoruz. Sürdürülebilir bir yaşamı hep birlikte tercih etmek zorundayız. Bu kapsamda binalarda enerji kullanım yoğunluğunu yüzde 25 azaltmayı hedefliyoruz.” diye konuştu.
Sıfır atık yaklaşımıyla uyumlu, üretim ve imalat sektöründe yeniden kullanım oranını yüzde 15’e çıkarmayı hedeflediklerini belirten Kurum, sanayide, tekstilde, üretimde, teknolojide, inşaat sektöründe bu düzenlemeleri hayata geçireceklerini ve tüm dünyaya bu konuda liderlik edeceklerini dile getirdi.
Tarım ve iklim eğitimi alanında farkındalığı büyütmek ve İklim Uygulama Köprüsü’nü yaygınlaştırmak istediklerini de dile getiren Kurum, “Uluslararası Enerji Ajansı, OECD, Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı gibi birçok kuruluş COP31’de stratejik ortağımız. Bu ortaklarımızla birlikte elektrifikasyon ve temiz enerji alanında, BM Kalkınma Programı’yla ülkelerin iklim hedeflerini uygulanabilir projelere dönüştürme alanında birlikte çalışıyoruz.” ifadelerini kullandı.
Dirençli şehirler konusunda büyük bir tecrübeye sahip olduklarını, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde deprem bölgesinde 100 milyar doları aşan yatırımla 11 ili ve 14 milyon vatandaşı yeniden ayağa kaldırdıklarını aktaran Kurum, “Saatte 23, günde 550 konut üreterek, tarihe not düşeceğimiz bir başarı hikayesini aziz milletimizle birlikte ortaya koyduk. Böylesi büyük bir afetin ardından şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak gerçekten çok geniş bir insan gücünü, üretim ve koordinasyon kapasitesini harekete geçirmekten geçiyor. Antalya’da buradaki tecrübeyi tüm dünyayla paylaşacağız.” dedi.
Sıfır Atık Hareketi’nin de Türkiye’nin dünyaya sunduğu en güçlü projelerden biri olduğunun altını çizen Kurum, “Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlayan ‘Sıfır Atık’ anlayışını, COP31 alanının her köşesinde hissettirmek istiyoruz. Planladığımız Sıfır Atık Müzesi, çocuk ve gençlik atölyeleri ve sıfır atık köyleriyle ziyaretçilerimize bu dönüşümü yaşatarak anlatacağız.” diye konuştu.
COP31 hazırlıklarında kendisini en çok heyecanlandıran konulardan birinin sanat ve kültür programları olduğuna işaret eden Kurum, Antalya’da zirvenin sesini sanat aracılığıyla daha güçlü duyurmak istediklerini belirtti.
Sanatçıların önemli eserlerinin bulunduğunu ve zirveye özel şarkılar da hazırlandığını aktaran Kurum, bunlardan birini ilk kez programdaki katılımcılara dinletti.
COPart kapsamında kapsamlı bir program hazırlandığını bildiren Kurum, “Operasyon planımızda 70 yabancı, 120 yerli sanatçının eserlerini kapsayan 4 tematik sergi de bulunuyor. Ulusal ve uluslararası birçok sanatçımızın eserleri, senfonik konserler, dünyaca ünlü şarkıcıların konserleri ve yine panelleri olacak. Amacımız, dünyanın dört bir yanından gelen misafirlerimize çevre duyarlılığını sanatın diliyle anlatan unutulmaz bir deneyim sunmak.” dedi.
Bakan Kurum, COP31 kapsamında Anadolu’nun kültürel mirası, 7 bölgenin mutfak kültürü ve sürdürülebilir gastronomiyi bir araya getireceklerini, çocuklar ve gençler için bilim merkezi, çocuk adası ve uygulamalı atölyeler hazırladıklarını, yaklaşık 45 bin gönüllü başvurusu aldıklarını, 9-20 Kasım’da Antalya’ya 1,5 milyona yakın ziyaretçi beklediklerini bildirdi.
Antalya’dan her bir gencin yeni bir fikirle, umutla ve dünyaya katkı sunma isteğiyle ayrılmasını arzu ettiklerini dile getiren Kurum, şunları kaydetti:
“COP31 sürecinde basın ve medyanın gücünü çok önemsiyoruz. Hazırlık planımızda yaklaşık 4 bin medya mensubuna hizmet verebilecek bir merkez, 500’ün üzerinde çalışma alanı ve 40 canlı yayın noktası öngörüyoruz. Konferans boyunca 300’ü aşkın basın toplantısına imkan sağlayacak bir düzen üzerinde çalışıyoruz. Bu kapasiteyle hem ülkemizdeki hem de dünyadaki yayın kuruluşlarının çalışmalarını kolaylaştırmayı hedefliyoruz. Bu büyük buluşmanın hikayesini birlikte anlatacağımıza yürekten inanıyorum ve Antalya’da yenilikçi zirvelerin yatırımcılarla buluşacağı bir ortam da hazırlıyoruz. Startup Zone’da iklim teknolojilerini geliştiren girişimler projelerini tanıtabilecek ve uluslararası paydaşlarla burada görüşebilecek.”
Türkiye Pavilyonu’nda enerji, atık yönetimi, şehircilik, bilim ve teknoloji alanlarındaki uygulamaların tanıtılacağını, yeni işbirlikleri ve yatırımların hayata geçirilmesini hedeflediklerini ifade eden Kurum, “Biz COP31’i sadece bir zirve olarak değil, ülkemizin ve dünyanın önümüzdeki 50 yılını kurtaracak tarihi bir milat olarak ele alıyoruz.” şeklinde konuştu.
Bakan Kurum, bugün atılacak adımların yalnızca diplomatik protokol veya geçici organizasyonlar olarak görülmesinin karşı karşıya olunan felaketin büyüklüğünün anlaşılmadığı anlamına geldiğine işaret eden Kurum, şunları söyledi:
“Savaşlar ve krizler ne kadar yıkıcı olursa olsun, ekolojik çöküşün yaratacağı kalıcı yıkım maalesef telafisi olmayan bir yıkımdır. Geçici krizlerin gürültüsü içinde asıl gerçeği göz ardı etmeyecek, gezegenimizin geleceğini hiçbir şekilde karanlığa teslim etmeyeceğiz. Bu konuda netiz, ilk günden itibaren bu şekilde duruyoruz. Bu anlamda palyatif önlemler yerine çocuklarımızın istikbali için o kalıcı ve dönüştürücü iradeyi bizzat Cumhurbaşkanımızın liderliğinde COP31 Başkanlığı olarak ortaya koyacağız. Türkiye, yarının dünyasına imzasını atacak, tüm insanlığın geleceğine mührünü vuracaktır. Antalya’da bu anlamda hep birlikte çalışacak ve yine tüm dünyaya, tüm dünyanın geleceğine mührümüzü vurmak üzere kalıcı bir tarihi iz bırakacağız. Bu kapsamda herkesi Antalya’ya davet ediyorum.”
Türk, konuya ilişkin yazılı açıklama yaptı.
Sudan genelinde bu ay artış gösteren insansız hava aracı (İHA) saldırılarını ve bunların siviller üzerindeki yıkıcı sonuçlarını şiddetle kınayan Türk, bu durumdan duyduğu endişeyi ifade etti.
Türk, “BM İnsan Hakları Ofisi ekimin ilk üç haftasında, İHA saldırıları sonucunda en az 306 kişinin hayatını kaybettiğini ve yüzlerce kişinin yaralandığını belgeledi.” bilgisini verdi.
Saldırıların ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) tarafından düzenlendiğinin iddia edildiğini aktaran Türk, bu saldırıların evler, pazarlar, hastaneler, yerinden edilmiş kişilerin bulunduğu yerler gibi sivil alanlar ile elektrik santralleri ve su kaynakları gibi altyapıyı hedef aldığını belirtti.
Türk, “Bu yıl Sudan’daki çatışmalarla bağlantılı sivil ölümlerinin çoğuna halihazırda İHA saldırıları neden oldu. Bu araçların kullanımının artması son derece endişe verici ve korkunç bir bedele yol açıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Çatışmanın taraflarına uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki açık ve bağlayıcı yükümlülüklerine saygı göstermeleri çağrısını yineleyen Türk, “Çok sayıda sivil öldürüldü. İnsanların bel bağladığı hayati altyapı ve hizmetler yok edildi. Bu durum, daha fazla insanın yerinden edilmesine ve halihazırda çok ağır olan insani krizin daha da derinleşmesine neden oluyor.” ifadelerine yer verdi.
Sudan’da 18 eyaletten 5’inin yer aldığı Darfur bölgesinin büyük bölümü HDK’nin kontrolünde bulunurken Kuzey ve Batı Darfur’un bazı kesimlerinde Sudan ordusunun varlığı sürüyor.
Başkent Hartum dahil, diğer 13 eyaletin büyük bölümünde ise Sudan ordusu kontrolü elinde bulunduruyor.
Sudan’da ordu ile HDK arasında, güçlerin tek çatı altında birleştirilmesine ilişkin anlaşmazlıklar nedeniyle Nisan 2023’te başlayan çatışmalarda on binlerce kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 13 milyon kişi yerinden edildi.
İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekiplerince yürütülen çalışma kapsamında zanlıların gerçeğini aratmayan sahte araç kiralama siteleri kurdukları belirlendi.
Piyasa fiyatlarının altında araç kiralama ilanları yayımlayan şüphelilerin, uygun fiyatlardan yararlanmak isteyen kişileri bu sitelere yönlendirerek haksız kazanç sağladıkları tespit edildi.
Ekipler, 20 Ekim’de Diyarbakır, İstanbul, Antalya, Aydın, Mersin, Hatay, Gaziantep, Elazığ, Bingöl ve Batman’da belirlenen adreslere eş zamanlı “Patinaj” operasyonu düzenledi.
Operasyonda 15 şüpheli gözaltına alındı.
Zanlıların banka hesaplarındaki toplam işlem hacminin 226 milyon 104 bin 370 lira olduğu belirlendi.
Çalışmalar kapsamında 51 banka hesabına el konuldu.
Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 12’si çıkarıldıkları hakimlikçe tutuklandı, diğerleri adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
Bakan Kurum, COP31 hazırlıklarına ilişkin İstanbul’da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldiği buluşmada, zirvenin sanat ve kültür programlarının kendisini heyecanlandıran başlıklardan biri olduğunu belirtti.
Antalya’da düzenlenecek zirvenin sanatın sesiyle daha güçlü duyurulmasını istediklerini ifade eden Kurum, sanatçıların önemli eserleri bulunduğunu ve COP31’e özel şarkılar hazırlandığını söyledi.
Kurum, konuşmasının ardından katılımcılara zirve için hazırlanan şarkıyı ilk kez dinletti.
???? “Tek dünya, tek çağrı, Let’s COP…” #COP31 @turkiyecop31 https://t.co/UfjO79cgK9
— Murat KURUM (@murat_kurum) October 23, 2026
İngilizce hazırlanan “Let’s COP” adlı şarkıda, iklim değişikliğiyle mücadele ve ortak bir gelecek için harekete geçme mesajları öne çıkıyor.
Şarkının video klibinde, Türkiye’nin kültürel ve doğal güzelliklerine de yer veriliyor.
Türkiye’nin ilk kez ev sahipliği yapacağı COP31, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek.
Bakan Kurum, COP31’e özel hazırlanan şarkıyı sosyal medya hesabından da paylaştı. Kurum, paylaşımında “Tek dünya, tek çağrı, Let’s COP!” ifadelerini kullandı.
Bakan Kurum, COP31 hazırlıklarına ilişkin İstanbul’da medya kuruluşlarının genel yayın yönetmenleriyle bir araya geldi. Açılış konuşmasında COP31 Eylem Gündemi’ni ve sahadaki hazırlıkları anlatan Bakan Kurum daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin Uygulama COP’u yaklaşımını detaylandıran Bakan Kurum, “Bugün dünya maalesef o 1,5 derece hedefinden uzak. Seller, yangınlar, yağışlar şiddeti, sıklığı artarak devam ediyor. Artık ülkelerin maalesef ekonomilerine çok önemli izler, derin yaralar bırakıyor. O yüzden biz bu mücadeledeki samimiyetimizi, tecrübemizi ortaya koyacağız ve istiyoruz ki; tamam konuşulan konuşuldu ama artık bunları hayata geçirmemiz lazım. Artık taahhüt konuşmayalım. Yeni taahhüt istemiyoruz. O taahhütleri uygulamaya geçirmek istiyoruz. Çünkü gençler, çocuklar, dünya bizden bunu bekliyor. O yüzden bu iradeyi ortaya koyacak bir başkanlık sürecini ilk günden itibaren yürüttük. Sonuna kadar da bu duruşta, bu kararlılıkta olacağız” dedi.
COP31 Başkanı Kurum, iklim değişikliği ile mücadelenin NATO’nun savunma yatırımları mantığıyla, finansman desteğiyle mümkün olabileceğine işaret etti:
“Burada var olup yok olma meselesi var. Ülkelerin bu dönüşümden istifade edip üretimini, istihdamını artırma meselesi var. İşte tam da bu noktada biz tüm dünyanın dikkatini Antalya’ya çekmek istiyoruz. Bu kararları almamız lazım. Geleceğimiz için, çocuklarımız için almak mecburiyetindeyiz. Eğer bir NATO toplantısında ülkeler savunma harcamalarını yüzde 5’e çıkarma kararı alıyorsa iklimle ilgili mücadelede de aynı kararlılığı tüm dünya göstermek zorunda. Çünkü yaşanacak bir dünya kalmayacak. Yaşanacak bir dünya kalmadıktan sonra sınırlarınızı savunsanız ne olur? Yani suyunuzun olmadığı, yeşilinizin olmadığı veya o tarihi binanın içinde oturamadığınız işte Avrupa’nın bugün yaşadığı binanız olsa ne olacak? Veya yaşanan iklim göçleri sebebiyle başka krizlerle karşılaştığınızda bunu nasıl çözeceksiniz?”
COP31’in BM Genel Kurulu kadar önemli bir toplantı olduğuna vurgu yapan Bakan Kurum, iklim ile ilgili dünyayı ilgilendiren tüm konuların bu toplantılarda müzakere edildiğini anlattı:
“Bu zirve şu an tüm dünya geneline baktığınızda 196 ülkenin katıldığı en büyük zirve. 196 ülke iklimle ilgili taahhütlerini, projelerini, hedeflerini, tecrübelerini paylaşıyor. Ülkelerin verilmiş olan taahhütlerinin ne yapıldığı orada sorgulanıyor. Müzakereler yapılıyor günlerce. Dolayısıyla bu BM nezdinde en büyük organizasyon. Yani New York’taki Birleşmiş Milletler Zirvesi ile eş diyebileceğimiz bir organizasyon. Biz ne elde edeceğiz? Biz, bir kere COP31 Başkanlığı olarak 196 ülke adına hareket ediyoruz. Burada şeffaf, hakkaniyetli, adaletli bir başkanlık süreci yürüteceğimizi ve COP31’de de netice alacağımızı, almak istediğimizi söyledik. O yüzden diyalogla, uzlaşıyla hareket edeceğiz ama aksiyonla da sonuç alacağımızı aslında üç kelimeyle tüm dünyaya ifade etmiş olduk.”

Bakan Kurum, toplantıda kendisine yöneltilen “COP31 kendi karbon ayak izini azaltmak için ne gibi bir strateji izliyor?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Türk Hava Yolları ile gelen misafirlerin emisyonunu bile düşünüyoruz. Yani sıfır emisyonlu bir organizasyon olsun istiyoruz. Bu kapsamda hatta ilk belgeyi alan, sürdürülebilirlik belgesini alan COP organizasyonu bu. Dün Antalya’ya gittiğimizde bu belgeyi aldık ve COP tarihinde de ilk yani böyle bir belge. Buradaki transfer araçları, ulaşım araçları yine Euro 6 standartlarına uygun. Gerek elektrikli gerekse doğal gazlı araçlarla insanlar bu katılımları yapacaklar. Yeni araçlar buraya gönderdik. Tüm Türkiye’den diğer belediyelerimizden araçları yine Antalya Büyükşehir Belediyemize gönderdik. Yeni 650 araç geldi ve hepsi düşük emisyonlu araçlar. Yani oteldeki organizasyondan tutun da ulaşımdaki detaya kadar bu sürdürülebilirliği aldık.”
COP31 Başkanlığı’nın dirençli şehirler başlığının altını çizen Bakan Kurum, afetlere dirençli şehirlerin inşasının afetten sonra meydana gelecek hasardan çok daha düşük olduğuna dikkati çekti:
“Afet sonrası yaşanılan maddi kayıplar maliyet olarak 1’e 10 artıyor. Yani 10 katına çıkıyor. Yani afet öncesinde yapabileceğiniz bir yatırım afet sonrası yapacağınız yatırıma kıyasla çok daha uygun. O yüzden buna ilişkin hep birlikte bu iradeyi ortaya koymak zorundayız. İşte en son yaşadığımız seller de bunu gösteriyor. Nepal’de yaşanan sıkıntı bunu gösteriyor. İspanya’daki, Brezilya’daki seller bunu gösteriyor. İnsanların hayatlarına maalesef zarar veriyor, ekonomisine zarar veriyor.”

İstanbul Ayazağa’da sel sonrası yaptıkları incelemeyi örnek gösteren Bakan Kurum, dere ıslahının tamamlanmadan aynı noktada kültür merkezi yapımının hızla devam ettiğini gördüklerini anlattı.
Belediyelerin şehircilik anlayışının iklim dirençli şehirlere göre şekillenmesi gerektiğini anlatan Bakan Kurum, “‘Altyapı yatırımı oy getirir mi? Vatandaşın gördüğü bir iş midir?’ diye endişeler yaşayan idarecilerimiz var. Ama asıl iş bu… Yani milletimizin de bunu sorgulaması gerekiyor. Yapılmayan bir dere ıslahı, yapılmayan bir yağmur suyu kanalı cana, mala zarar veriyor. İşin sonu bu. Bunu yapmak zorundayız. Eğer bizim altyapımız buna imkan vermiyorsa, altyapımız hazır değilse, yetersizse biz gidip açıkçası popülist bir yöneticilik yapmak yerine yani kültür merkezi ihtiyacınız olabilir evet ama altyapınızı, arıtma tesisinizi yapmadığınız yerde kültür merkezinin ihtiyaç olduğunu düşünmüyorum. Yani burada çok netim. O yüzden burada her idarecinin, yerel yönetimlerin, belediyelerin, merkezi idarenin bu konuda üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerektiğine inanıyorum. Yaşadığımız krizler de, seller de aslında bunu net bir şekilde ortaya koyuyor” dedi.
Türkiye’nin Avrupa’dan çöp ihraç edip etmediği yönündeki soruları da cevaplayan Bakan Kurum, ham madde olarak kullanılabilecek formda geri dönüştürülebilir atıkların ihraç edildiğini anlattı:
“Türkiye’de geri dönüşümle ilgili gerçekten önemli bir sektör var. Hatta organize sanayi alanı bile var. Yani yenilerini açmak istiyorlar. Nedir bu? Atıyorum plastiklerden boru üretiliyor. Elektrik kablolarından yine o toplanmış kablolardan kablo üretiliyor. O kağıt atıklarından yine defter, kitap üretiliyor. Türkiye bu konuda gerçekten diğer ülkelere nazaran oldukça iyi konumda. Ve bizim hammaddeye ihtiyacımız var. Yani bizim ülkemizdeki hammadde bu tesislerin bu üretimi yapmasına yetmiyor. Yani kağıt ya atıktan yapmak zorundasınız ya da işte kesim yapmak zorundasınız. Atıktan yapılmasını biz daha önceliklendiriyoruz. Ama elinizdeki atık buna yetmiyorsa atık ithal edeceksiniz. O yüzden üretimimize hammadde olarak biz bu kotaları getirdik.”
Çöp ithalatına kesinlikle izin vermediklerine vurgu yapan Bakan Kurum, şu ifadeleri kullandı:
“Yalnız burada ayrıştırmamız gereken konu; biz çöp ithalatına kesinlikle izin vermiyoruz. Çöp ülkemize gelemez. Geliyorsa eğer o süreçte farklı yanlışlıklar vardır. Onun da savcılıklar gereğini yapar. Yani hani bize bildirin biz de suç duyurusunda bulunalım. Eğer bir çöp buraya ithal ediliyorsa kaçak yollarla getirilmeye çalışılıyorsa bu hukuka uygun değil, mevzuata uygun değil. Dolayısıyla bu yasak. Ne geliyor? Granür malzeme geliyor. Yani öğütülmüş granür malzeme geliyor ve onlar hammadde olarak üretimde kullanılıyor. Peki ne yapacağız? Yani biz böyle almaya devam mı edeceğiz? İşte bu DOA uygulamasıyla, Sıfır Atık uygulamasıyla birlikte biz geri dönüşüm oranlarımızı arttırdıkça COP31’de koyduğumuz hedefler çerçevesinde hayata geçirdikçe hammaddemiz kendimize yetecek. Hatta fazlasını üretip biz yurt dışına malzeme olarak da ihraç edeceğiz. Bu dengeyi yakalamaya çalışıyoruz.”
Bakan Kurum, özellikle Adana ve Antalya kıyılarında görülen plastik kirliliğine ilişkin de ciddi yaptırımlar uygulandığının altını çizdi: Adana’daki durum kaçak yollarla oraya ham madde getiriyorlar. Bu tespitleri yaptık. Tespit ettiğimiz işletmeleri kapattık. Cezai işlem uyguladık. Bizim mevzuatımıza uygun hareket etmedikleri için suç duyurusunda bulunduk. Bu olmaya devam ederse bize bildirin. Biz işletmeyi kapatırız. Kimin işletmesi olduğu kiminle ilişkili olduğunun hiçbir önemi yok. Mevzuatımıza uygun hareket edecek. Kanunla uygun hareket edecek herkes. Yani sadece bu konuda değil her konuda kanunlara uygun hareket etmemiz lazım.
Bakan Kurum, döngüsel ekonomi ile kaynakların sürdürülebilir kullanımını Türkiye’nin Depozitosu Olan Ambalajlar (DOA) sistemiyle ilerleteceğini belirterek şöyle konuştu:
“Sıfır Atık işine başladığımızda geri dönüşüm oranımız yüzde 13’tü. Yani geri dönüşüm oranımız derken neden bahsediyorum? İşte karton, metal, cam, pet şişelerin ekonomiye kazandırılma oranı yüzde 13’tü. Şu an yüzde 39’a çıktı ve bu DOA uygulamasıyla amacımız aslında atığımızın tamamını dönüştürmek, tamamını yeniden ekonomiye kazandırmak. Üretimde, imalat sektöründe yüzde 15 oranı da bunu içeriyor. O atıkları toplayacağız yeniden üretimde kullanacağız. Bu atık sadece cam, karton, metal değil. Tekstil atığı da elektronik atık da inşaat atığı da tıbbi atık da… Aklınıza ne geliyorsa bunlarla ilgili biz bu zorunlulukları zaman içerisinde artırmaya devam edeceğiz.”
AK Parti’ye katılan belediye başkanları ile ilgili görüşü sorulan Bakan Kurum şunları söyledi:
“Ben hiçbir belediye başkanını ‘gel görüşelim’ diye davet etmiyorum. Kendilerinden görüşme talebi geliyor ve biz görüşmek isteyen her bir belediye başkanımızla da görüşüyoruz. Görüşmek isteyenle biz görüşmeliyiz. Yani bakın mesela bu iklim konusu 86 milyonu ilgilendiren bir konu. Deprem konusu 86 milyon vatandaşımızı ilgilendiren bir konu. Bir önceki dönem hatırlayın, biraz da muhalefet partileri, ‘Engelleniyoruz, işte bizim işlerimiz yapılmıyor, yaptırılmıyor’ gibi bir siyaset ortaya koyuyorlardı. Bunun gerçekçi olmadığını ifade ettik ama belki bu dönem bu görüşmeler aslında bu gerçeği ortaya net bir şekilde koymuş oldu. Dolayısıyla biz böylesi hassas konularda herkesle görüşürüz, görüşmeye devam da edeceğiz. Bu görüşme çerçevesinde biz şehrin ihtiyaçlarını, beklentilerini konuşuyoruz, karar alıyoruz. Yani çok önemli.”
Deprem bölgesinde belediyelerle iş birliğinin önemini sahada gördüklerini anlatan Bakan Kurum, şöyle devam etti:
“Bizim deprem bölgesinde iki yılda 500 bin konut yapıyor olmamız aslında o irademizi, kararlılığımızı, o ekiple birlikte şehir için, hayallerimizi ne kadar kısa zamanda hayata geçirdiğimizi de net bir şekilde, somut bir şekilde gösterdi. Bence burada muhalefetin kaçırdığı konu şu. Yani her bir belediye başkanı, örneğin İzmir, ‘Ben şehrime hizmet etmek istiyorum, şehrime yatırım yapmak istiyorum, dolayısıyla sizinle bu konuda daha yakın çalışmak istiyorum’ dedi. Şimdi burada aslında aynaya dönüp muhalefetin şuna bakması gerekir. Ya muhalefetteyken bu işi meclis üyesiyle, genel merkeziyle, milletvekilleriyle niye uyum içerisinde götüremiyor? Niye bu kararları alamıyor? Bu kararları niye hayata geçiremiyor? Bunu sorgulaması gerekirken başka konulara değiniyorlar. Sanki biz herkesi çağırıyoruz, herkese baskı uyguluyoruz. Yok efendim arka odamıza alıp tehdit ediyoruz. Giden gelen belediye başkanları hepsi buradalar. Çok net bir şekilde kendileri de ifade edebilirler. Bunların hepsi yalan ve iftira. Yani daha konuşacak çok şey var ama bence bu ortama ve bu toplantıya uygun bu kadar konuşayım. Neticede biz görüşmeye devam edeceğiz.”
Deprem bölgesinde tamamlanan afet konutlarının tamamının afetlere dayanıklı ve iklim dirençli olduğunu dile getiren Bakan Kurum, benzer anlayışın 500 Bin Sosyal Konut Projesi’nde de hayata geçirildiğini vurguladı. Bakan Kurum, yine 500 Bin Sosyal Konut Projesi kapsamında İstanbul’da hayata geçirilen kiralık sosyal konut projesinde de 2 bine yakın konutun kurasının kasım ayı sonu veya aralık ayı başında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katılacağı törenle çekileceğini açıkladı.
Türkiye’nin deprem bölgesinde dünyada görülmemiş bir başarıyı ortaya koyduğunun altını çizen Bakan kurum şöyle devam etti:
“500 bin sosyal konut çok çok önemli. Neden önemli? Yani Türkiye’de biz ‘enflasyonla birlikte artan kira fiyatlarını, konut fiyatlarını dengeleyeceğiz’ dedik ve ‘işe deprem bölgesinden başlayacağız’ dedik. Deprem bölgesinde biz 455 bin dedik, geçen sene aralık ayı itibariyle teslim ettik ve şu an 550-600 bine yakın konut bitme aşamasına geldi. Bu ne demek? Burada mağdur olan yaklaşık 2,5 milyon, depremde afetzede olan vatandaşımız şehirlerine, ilçelerine, köylerine gidecek demek. Büyükşehirlerdeki o yük azalacak demek. Yani biz hepsini, evimizi açtık, soframızı açtık, işimizi aşımızı paylaştık. Bugün artık o şehirler yeniden ayağa kalktı. Dolayısıyla o Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’deki misafirlik bitti. Orada, kendileri artık eski hayatlarına devam edecek. 2 yılda 600 bin konut sürebilmek, bugün dünyanın hiçbir yerinde yok. Avrupa’ya gidin bakın 600 bin konutun projesini çizemezler. Yani projesi 2 yılda çizilmez. Çizemezler. Biz 2 yılda bitirdik, teslim ettik. Dolayısıyla bu önemli bir irade. İkincisi, sosyal konut. Yani 1 milyon 700 bin yapılmış. 500 bin daha yapacağımızı söylemişiz, 2028’de de teslim edeceğimizi söylemişiz. Bu kapsamda 100 bini neredeyse bitme aşamasına geldi. Bu yıl 170 bini ihale edeceğiz, önümüzdeki yıl kalanlarını ihale edip, 2028’de de bu 500 bin konutu vatandaşımıza söz verdiğimiz gibi teslim edeceğiz.”
Bakan Kurum, konuşmasının sonunda iklim değişikliği ile mücadelede yerel ve merkezi idarenin iş birliği içinde hareket etmesinin öneminin altını bir kez daha çizdi:
“İklim değişikliğine bu anlamda uyum çok çok önemli, hayati bir mesele. Yani deprem kadar önemli ve hayati mesele. Zamanla insanlar görecek, isteyecek, tercih edecek. Belki bugün farklı öncelikleri konuşsak da ateş düştüğü yeri yakar. Ayazağa’daki o vatandaşımıza sorduğunuzda o acıyı yaşayanlar, o korkuyu yaşayanlar bununla ilgili irade ortaya koyulması gerektiğini net bir şekilde söylüyorlar. İsteriz ki bunlar yaşanmadan olsun. İsteriz ki tüm yerel yönetimlerimiz, iktidarı, muhalefeti hiçbirini ayırmıyorum. Mesela müsilajla ilgili bir irade ortaya koymazsanız bu müsilaj bir daha gelir. Yani arıtma tesisini yapacaksın. Yağmur suyu kanallarını yapacaksın, dere ıslahını yapacaksın ki bu krizleri en az hasarla atlatasın. Yani yazık değil mi insanların evi gitti, arabası gitti, milli servet, binlerce araba gitti.”
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.