50,1421$%0,20
55,9072€%-0,62
66,9923£%-0,68
6.556,39%-0,60
10.786,00%-0,45
42.972,00%-0,45
4.065,24%-0,82
%
3798745฿%-0.0413
2646.51Ł%1.38511
111740Ξ%-0.11708
59.01%-3.6835
50.1$%0.19062
06:08
07 Kasım 2026 Cumartesi
İnsan hakları alanında çalışan Global Echo kuruluşu, işgalci İsrail hükümetinin ticaret belgelerini ve Avustralya İstatistik Bürosunun verilerini inceleyerek araştırma yaptı.
Araştırmada, Ağustos 2018 ile Ağustos 2026 arasında İsrail’den Avustralya’ya gönderilen 132 tarım ürünü sevkiyatının 85’inin, işgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerde üretilen ürünleri içerdiği tespit edildi.
Bu ürünlerin en az 5 milyon dolar değerindeki organik hurmalardan oluştuğu belirtildi. Ocak 2025 ile Ağustos 2026 arasındaki 24 hurma sevkiyatının 20’sinin de yasa dışı yerleşimlerden geldiği kaydedildi.
İşgalci İsrail’in yasaları, yerleşimlerde üretilen ürünlerin ihracatında menşe ülkenin İsrail olarak gösterilmesini zorunlu kılıyor.
Ancak Avustralya’da işgal altındaki topraklardan gelen ürünlerin ithalatını yasaklayan veya bu ürünlerin gerçek kaynağının etiketlerde belirtilmesini zorunlu tutan bir düzenleme bulunmuyor.
Global Echo Direktörü Emily Schaeffer Omer-Man, bu ürünleri satın alan tüketicilerin Filistin topraklarının işgaline ve yasa dışı yerleşimlerin genişlemesine ekonomik katkı sunuyor olabileceği uyarısında bulundu.
İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) İsrail ve Filistin araştırmacısı Sarah Sanbar da uluslararası ticaretin yasa dışı yerleşimlerin devamlılığını sağlayan önemli kaynaklardan biri olduğunu vurguladı.
Avustralya Dışişleri Bakanlığı ise yasa dışı yerleşimleri ve yerleşimci şiddetini caydırmak amacıyla uluslararası ortaklarla koordineli yeni önlemler üzerinde çalışıldığını bildirdi.
Güney Kıbrıs ve Yunanistan’ın kendi “Münhasır Ekonomik Bölgeleri” içindeki bölgelerde fiber optik kablo döşenmesi için denizaltı araştırmasına yönelik ayrı ayrı NAVTEX yayınladığı belirtildi.
“Sigmalive” internet sitesinin haberine göre kısa adı KSED olan “Arama, Kurtarma ve Koordinasyon Merkezi”, “KOBI RUEGG” isimli özel araştırma gemisinin jeofizik araştırmalar yapması amacıyla, 15 Kasım’a kadar geçerli olacak NAVTEX yayınladı.
Bilindiği üzere Suudi Arabistan ile Yunanistan arasında “East to Med Data Corridor” (EMC) fiber optik internet ve veri kablosu projesi kurulmasını planlanıyor.
Habere göre EMC koridoru, Suudi Arabistan ve Yunanistan üzerinden Asya’yı Avrupa’ya bağlayan, deniz altı ve karasal telekomünikasyon ve veri aktarım kablo sistemini öngörüyor.
Güney Kıbrıs’ın yayınladığı NAVTEX, 2-15 Kasım; Yunanistan’ın yayınladığı NAVTEX ise 7-11 Kasım tarihlerinde geçerli olacak.
Güney Kıbrıs fiber optik çalışmaları için NAVTEX yayınladı yazısı ilk önce Eksen Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.
Haberin tamamı: Eksen Kıbrıs
İstanbul Kongre Merkezi’nde bu yıl 10’uncusu “Merkezsiz Dünya: Kurallar Geçersiz Kaldığında Kim Liderlik Eder?” temasıyla düzenlenen TRT World Forum 2026 kapsamında “Uluslararası Hukuk ile İnsani Çöküşün Kesişiminde Gazze” başlıklı panel gerçekleştirildi.
Açılışında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Başkanı İbrahim Kalın’ın konuştuğu ve moderatörlüğünü TRT World Sunucusu ve Baş Yapımcısı Ghida Fakhry’nin yaptığı panelde, Güney Afrika’nın eski Uluslararası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Grace Naledi Mandisa Pandor, Uluslararası Kriz Grubu Başkanı Dr. Comfort Ero, Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) üyesi Dr. Javid Abdelmoneim ve Birleşmiş Milletler’in (BM) eski Filistin İnsani İşler Koordinatörü Lynn Hastings konuşmacı olarak yer aldı.
Pandor, Güney Afrika’nın Uluslararası Adalet Divanında (UAD) İsrail aleyhine açtığı davayla Gazze’de yaşananların bir kriz ya da savaş olmadığına dair güçlü inançlarını gösterdiğini vurgulayarak, “Bu gerçekten de acımasızca bir saldırı, bir soykırımdı ve biz bunun adının etkili ve açık bir biçimde konulmasını istedik.” dedi.
O dönemde çoğu muhataplarının kendilerine “soykırım” terimini kullanmanın aşırı olduğunu söylediğini aktaran Pandor, bugün ise bir dönüm noktasında olduklarını ve artık çoğu dünya liderinin bu terimi kullandığını, bu gerçeği kabul ettiğini dile getirdi.
Pandor, UAD’de sürecin yavaş ilerlediğini ve BM sistemi içerisinde elverişli bir uygulama kapasitesi bulunmadığını kaydederek, “Sözleşmeler ve antlaşmalarla şekillenmiş geniş bir uluslararası hukuk çerçevemiz var ancak ne yazık ki barışı dayatma ve uygulama kapasitesini geliştiremedik.” diye konuştu.
BM’nin temel bir reformundan bahsedildiğinde gelecekte ele alınması gereken bir konunun da bu olduğunu ve üye ülkeler olarak sözleşmeleri ve anlaşmaları onayladıklarını, bunları uygulamak için bir sorumlulukları bulunduğunu belirten Pandor, “İmzalarımız kağıt üzerinde etkisiz birer mürekkep izinden ibaret kalmamalı. Ne yazık ki, imzalarımızın hiçbir bağlayıcılığı yokmuş gibi davranıyor; taraf olduğumuz sözleşmelerin gereğini yerine getirmiyoruz.” ifadelerini kullandı.
Pandor, bu nedenle Filistin halkının kötü durumunun bu kadar uzun süre devam ettiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:
“(Güney Afrika) Apartheid rejimine karşı yürüttüğümüz mücadelenin en önemli itici güçlerinden birinin, uluslararası dayanışma dediğimiz kavram olduğunu bilirsiniz. Bu, dünyanın bizim yanımızda durmasıydı. Bugün dünyanın yeterince büyük bir kısmı Filistinlilerin yanında durmuyor. Bugün dünya yeterince cesur değil. Dünyanın yeterince büyük bir kısmı boykotlar, yaptırımlar ve yatırımların geri çekilmesi gibi uluslararası dayanışmanın tüm unsurlarını kullanmıyor. Apartheid rejimi İsrail’e karşı fazlasıyla müsamahakar davranıyoruz ve bence ihtiyacımız olan şey, Filistin halkı özgürlüğüne kavuşana dek onların adına apartheid İsrail’in karşısına dikilecek cesur liderlerdir.”
Güney Afrika’nın “apartheid” ile mücadelesinde bulunan siyasi ahlakın kaybolduğunu belirten Pandor, onlarca yıl önce dünyanın önem verdiği değerlerin ve ilkelerin kaybolduğunu ifade etti.
Pandor, bu ahlakı geri getirmeleri gerektiğinin altını çizerek, “Cumhurbaşkanı (Recep Tayyip) Erdoğan, dünyanın beşten büyük olduğunu söylerken aslında tam üstüne bastı ve buradaki kilit mesele de tam olarak budur. Dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük sorun, o beş ülkenin ellerinde tuttukları muazzam gücü dünyanın iyiliği için kullanamamasıdır.” dedi.
Güney Afrika’nın bugün özgür olduğunu ve Filistin’in de aynı şekilde özgür olacağına inandığını dile getiren Pandor, bölgenin Filistin’in özgürlüğünü destekleme konusunda birlikte hareket etmesi gerektiğini ifade etti.
Dr. Ero ise toplumların ve devletlerin ayrıştığını, bunun seçimlerde görüldüğünü aktararak, toplumların artık gözleri önünde yaşananları kabul etmediğine değindi.
Bu adalet seviyesini kabul etmediğini söyleyen yeni bir nesil olduğuna dikkati çeken Ero, bu insanların seçim dönemlerinde bunu yansıtacağına ve bu tür suçlara ve adaletsizliklere nasıl göz yumulduğunu sorgulayacağına işaret etti.
Ero, hangi ülkelerin dayanışma içerisinde birlikte çalışarak bu suçlara dikkati çekeceğinin önemli olduğunu belirterek, olası yaptırımların kendi kendine başarılı olmasının beklenemeyeceğini ve kapsamlı bir paketin parçası olmaları gerektiğini kaydetti.
Hastings de BM’nin olabildiğince insani yardım alanında ortak sivil toplum kuruluşlarıyla çalışmayı sürdürdüğünü anlatarak, BM’nin insani yardım süreçlerinin ilerleyebilmesi için pek çok ülkede her gün sahada müzakerelere devam ettiğini aktardı.
Müzakere süreçlerinde insani yardımların ulaştırılmasını istemeyen üye devletlerin benzer sebepleri olduğuna değinen Hastings, şu değerlendirmede bulundu:
“Sahada insani yardım ulaştırırken bir insan hakları ihlalinin ya da bir savaş suçunun kanıtlarına bizzat tanık olabilirsiniz. Bu yüzden hükümetler bu bilgileri toplamanızı istemez. Bence Filistin’deki asıl fark, durumun süregelen doğası ve bölgeye erişim konusunda giderek artan kısıtlamalar oldu. Nihai hedefimiz elbette durumun daha iyiye gitmesiyken, her şey giderek daha da kötüleşti.”
Hastings, tarihin şu anki yolun barışı sağlamada etkili olmadığını gösterdiğini vurgulayarak, yeni bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğinin ve şu anda devam eden müzakerelerin yeterince etkin olmadığının altını çizdi.
Dr. Abdelmoneim ise Gazze’deki en önemli konulardan birinin sivil hayatın tamamen hiçe sayılması olduğuna dikkati çekerek, doktor olarak Gazze’de yaşanan ve tanık olduğu saldırılardan bazılarını anlattı.
Abdelmoneim, 4 esirin kurtarılması için bir markete dikkat dağıtmak amacıyla düzenlenen saldırıda yaralanan ve ölen kişi sayısının yaklaşık 1000 olduğunu ifade etti.
Kendi bulunduğu hastanede çok sayıda yaralının olduğu olaya tanıklık ettiğini ve bu saldırıların insani bölgede yaşandığını aktaran Abdelmoneim, “Dolayısıyla sivil hayatın bu denli büyük ölçüde hiçe sayılması, bence başka hiçbir yerde görmediğim, gerçekten son derece sıra dışı bir durum.” dedi.
Abdelmoneim, ikinci unsurun ise bölgedeki durumun sistematikleşmesi olduğuna işaret ederek, “Sağlıklı bir yaşam sürme şansının ortadan kaldırıldığını gördük; soykırıma işaret eden şey de tam olarak bu.” ifadesini kullandı.
İnsanların temel ihtiyaçlarına ulaşamamasına değinen Abdelmoneim, Gazze ve Batı Şeria’da sağlık sistemlerinin yanı sıra sağlık çalışanlarının da hedef alındığını; gözaltına alındıklarını, işkence gördüklerini ve öldürüldüklerini söyledi.
Abdelmoneim, meslektaşlarından birinin hiçbir suçlama olmaksızın İsrail hapishanesinde olduğunu belirtti.
Başbakan Ünal Üstel, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı kabul etti.
Üstel ve Fidan Cumhuriyet Meclisi’nde bir araya geldi. Fidan, Meclis’te Başbakan Üstel tarafından karşılandı.
Günübirlik temaslar kapsamında KKTC’de bulunan Fidan, ilk olarak Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ile bir araya geldi.
Fidan’ın, mevkidaşı Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu ile de görüşmesi bekleniyor.
Başbakan Üstel, Fidan ile bir araya geldi yazısı ilk önce Eksen Kıbrıs üzerinde ortaya çıktı.
Haberin tamamı: Eksen Kıbrıs